Takvimlerdeki yeni yıl rakamı değişti. Yeni yılı karşılarken, diğer birçok konuda olduğu gibi, enerjide de ne durumda olduğumuza bakmak faydalı olacaktır. Çünkü, ülkemizin sosyal ve ekonomik kalkınmasının en temel sektörlerinden biri, işlevini en iyi şekilde yerine getirmesi gereken enerji sektörüdür. Enerjide sorunlar varsa, ülkede pahalılık var, insanlarımızda hoşnutsuzluk var, uygarca yaşamaya doğru yürüyüşümüzde engeller var demektir.
2011 yılı başlangıcında duruma baktığımızda ne görüyoruz? Elektrikte kurulu gücümüz 47 bin 500 MW oldu. Yıllık üretim 200 milyar Kwh’lik talebi karşılayabiliyor. Dağıtım bölgeleri, yüksek bedeller elde edilen ihaleler sonucunda, özelleştirildi. Nükleer santral kurulmasına karar verildi, hatta ikincisinin yapımı için görüşmeler devam ediyor. Küçük ve orta ölçekli hidroelektrik santral yapımında önemli gelişmeler oldu. Rüzgâr santralları elektrik üretmeye başladı, güneş panelleriyle ilgili yoğun çalışmalar yapılıyor... 5346 Sayılı YEK Yasası’ndaki değişiklikler nihayet gerçekleşti. Bunlar ve diğer bazı gelişmeler, bardağın dolu tarafını görmek anlamında, dile getirilebilecek konulardır. Ancak, kısa ve uzun dönemli geleceğimizi, olası sorun ve darboğazlardan koruyabilmek amacıyla, duruma biraz daha yakından bakmakta ve görüneni iyi anlamakta fayda var.
Sağlanan gelişmelere rağmen, sorunlar devam etmektedir! Ülkemizin enerjide dışa bağımlı oluşu, hangi açıdan bakılırsa bakılsın, önemli bir sorundur. Petrol, doğalgaz ve nükleer konularında, kısa ve uzun vadedeki gelişmeleri dikkat ve duyarlılıkla izlemeliyiz. Enerjide arz güvenliği konusu kritik olma niteliğini sürdürmektedir. Elektrikte ne ölçüde yedek kapasiteye sahip olarak üretim yaptığımıza, santrallarımızın bakım ve onarımına ne ölçüde zaman ve kaynak ayırabildiğimize iyi bakmak gerekiyor. Pahalı akaryakıt ve elektrik sorunu daha ne kadar sürecek? Dağıtım özelleşmelerinden sonra, elektrikte ucuzlama olacak mı? Dağıtım ihalelerinde yüksek fiyat veren şirketler, santral işleticilerinden düşük fiyatlı elektrik almak için onları zorlaycaklar mı? Bu nedenle, bazı santral yatırım projelerinden vaz mı geçilecek? Önümüzdeki dönemde, yerli kaynaklarımızın daha iyi değerlendirilebilmesi için, mevcut yatırım ve fiyat ortamında, özel sektör gerekeni yapabilecek mi? Düşük karbonlu bir enerji sektörüne ulaşmak yönünde gösterilen çabalar hedefine varabilecek mi? Nükleer santral konusunda belirtilen bazı tereddütler ve endişeler, uygulama aşamasında giderlebilecek mi?
Bunlar ve diğer benzer sorular zihinlerde dolaşmaya devam etmektedir. Bu konularda, ülkemiz çıkarlarını çok iyi gözeterek çalışmalar yapmak, bu soruların doğru yanıtlanmasını sağlamak, 2011 için hepimize düşen en temel görev olmalıdır.