1 Ocak 2011 itibariyle binalar için Enerji Kimlik Belgesi zorunlu hale geliyor ancak bu alandaki mevzuat düzenlemelerinin sahibi niteliğindeki kurum olan Elektrik İşleri Etüt İdaresi’nin Genel Müdür Yardımcısı Erdal Çalıkoğlu gerek yerel yönetimlerin gerekse ilgili kurum ve kuruluşların bu uygulamayı 1 Ocak 2011 itibariyle aksaksız başlatabilecek düzeyde hazırlıkları olmadığına işaret ediyor. Özellikle hesaplama metodolojisi ile ilgili tebliğ için gerekli hazırlık süresinin tanınmadığını ileten Çalıkoğlu, hızlı müdahale, şeffaf yaklaşım ve ortak çaba ile darboğazların aşılabileceğine dikkat çekiyor.
Elektrik İşleri Etüd İdaresi, “Enerji Verimliliği Strateji Belgesi” taslak metninin üçüncü versiyonunu kamu ve özel sektör kuruluşlarından, ilgili dernek, birlik ve STK’lardan ve üniversitelerden gelen yeni görüşler doğrultusunda oluşturdu ve bir kez daha görüşe açtı... Görüş ve önerilere halen de açık olan Enerji Verimliliği Strateji Belgesi, bu alanda 2010-2023 dönemine yönelik somut hedeflemeler yapıyor, bu hedefleri gerçekleştirmek amacıyla yapılacak eylemlerin de tek tek adını koyuyor... Yalıtımsız binalardan 2012 yılından itibaren - her yıl artan oranda - ‘emisyon vergisi’ alınması, sözü edilen eylemlerden sadece bir tanesi...
Binalarda “Enerji Kimlik Belgesi” düzenleme zorunluluğu da yine, konutlarda enerjinin verimli kullanımını ve ısı yalıtımını özendirici bir yeni adım olarak 2011’in ilk gününden itibaren yürürlüğe ve hayatımıza giriyor.
Bu alandaki mevzuat düzenlemelerinin “sahibi” niteliğindeki kurum olan Elektrik İşleri Etüt İdaresi’nin Genel Müdür Yardımcısı Erdal Çalıkoğlu, Enerji Kimlik Belgesi düzenlemesine başlanmasıyla, enerji verimliliği yüksek binalara ilginin artacağını, bina maliyetinin artık sadece satın alma maliyetiyle sınırlı kalmayıp, enerji maliyetlerini de “binanın tüm ömür süresine yayılacak şekilde” hesaba katmak gerekeceğini söylüyor. Bu durumun enerji verimli ve çevreye duyarlı binaların yapımını yaygınlaştıracağını söyleyen Çalıkoğlu konuyla ilgili olarak ENERJİ Dergisi’nin sorularını yanıtladı.
HESAPLAMA METODOLOJİSİ TEBLİĞİ’NDEN BİRÇOK KİŞİ HABERSİZ!
Binalara “Enerji Kimlik Belgesi” düzenleme zorunluluğunun başlangıç tarihi, uygulamada doğabilecek aksaklık ve eksikliklerin giderilmesi amacıyla 1 Temmuz 2010’dan 1 Ocak 2011’e ertelenmişti. Yerel yönetimlerin ve diğer ilgili kurumların hazırlıkları tamamlayabilmesi açısından erteleme süresinin yeterli olduğunu, ertelemenin amaca uygun değerlendirildiğini ve 1 Ocak’taki uygulamanın sorunsuz başlayacağını düşünüyor musunuz?
Enerji Kimlik Belgesi düzenlenmesinden daha önemli ve öncelikli olan husus, enerjinin ve enerji kaynaklarının kullanımı açısından yüksek performansa sahip binaların tasarımı ve inşasıdır. Binalarda Enerji Performansı Yönetmeliği aslında bunu hedefliyor. Yönetmeliğin Enerji Kimlik Belgesi ile ilgili hükümleri dışında diğer bütün hükümleri 5 Aralık 2009 tarihinden bu yana yürürlüktedir. Ayrıca yeni yapılan binalarda 14 Nisan 2008 tarihinden itibaren, 2 Mayıs 2007 tarihi itibarıyla yapı ruhsatı alınmış veya kullanılmakta olan binalarda ise 2 Mayıs 2012 tarihine kadar uygulanması zorunlu olan ısı ve sıcaklık kontrolü, ısınma maliyetlerinin kullanılan ısı miktarına göre paylaşımı ile ilgili usul ve esasları tanımlayan “Merkezi Isıtma ve Sıhhi Sıcak Su Sistemlerinde Isınma ve Sıhhi Sıcak Su Giderlerinin Paylaştırılmasına İlişkin Yönetmelik” de 14 Nisan 2008 tarihinden bu yana yürürlüktedir. Bu bağlamda, belediyelerin ve ilgili kurum ve kuruluşların öncelikle odaklanması gereken hususlar bu iki yönetmeliğin etkin şekilde uygulanmasını sağlamak olmalıdır. Binaların enerji kullanımları ve buna karşılık gelen emisyon salınımları hakkında bina kullanıcılarının veya ilgililerin bilgilendirilmesi ve bilinçlendirilmesi açısından Enerji Kimlik Belgesi elbette Binalarda Enerji Performansı Yönetmeliği’nin önemli bir uygulamasıdır. Enerji Kimlik Belgesi’nin düzenlenmesi ile enerji verimliliği yüksek binalara halkımızın daha çok ilgi duyacağı; bina maliyetinin aslında sadece satınalma maliyetinden ibaret olmayıp binanın ömrü boyunca enerji maliyetlerinin de hesaba katılması gerektiği konusunda bir bilincin gelişeceği ve bu durumun enerji verimli ve çevreye duyarlı binaların yapımını artıracağı ve yaygınlaştıracağı beklenmektedir. Ancak yerel yönetimlerin, ilgili kurum ve kuruluşların uygulamayı 1 Ocak 2011 itibarıyla aksaksız başlatabilecek düzeyde hazırlıklı olduklarını ben şahsen düşünmüyorum. Hesaplama metodolojisi ile ilgili Tebliğ 7 Aralık 2010 tarihinde yayımlandı. Konu ile ilgili pek çok kişi henüz bundan bile habersiz. Sınırlı sayıda kişiler eğitilmeye ve belgelendirilmeye çalışılmakta ama bugüne kadar eğitimi yapılan kişilerin 1 Ocak 2011 tarihinde uygulamayı Türkiye genelinde başlatabilecek düzeye ulaşabildiğini sanmıyorum. Hesaplama metodolojisi ve bununla ilgili düzenlemeler yeterince katılımcı bir yaklaşımla geliştirilebilseydi, uygulama tebliği sektörle ve uygulayıcılarla tartışılarak hazırlanabilseydi ve tebliğin yayımından sonra uygulama için gerekli hazırlıklarını tamamlayabilmeleri için ilgili kurum ve kuruluşlara ve uygulayıcılara en az altı aydan az olmayacak şekilde yeterli süre tanınabilseydi belki uygulamada daha az sorun yaşanırdı diye düşünüyorum...
Binaların alım satım ve kiralanmasıyla ilgili işlemlerin yapılabilmesi için de Enerji Kimlik Belgesi düzenlenmiş olması gerekliliği var. Bu konuda bir geçiş süreci olmadan, doğrudan doğruya uygulamaya geçilmesinin sorunlar yaratabileceği ifade ediliyor?
Binalarda Enerji Performansı Yönetmeliği’nin 25. maddesinin 15. fıkrasında “Binalar veya bağımsız bölümlere ilişkin alım, satım ve kiraya verme ile ilgili iş ve işlemlerde enerji kimlik belgesi düzenlenmiş olması şartı aranır. Binanın veya bağımsız bölümün satılması veya kiraya verilmesi safhasında, mal sahibi enerji kimlik belgesinin bir suretini alıcıya veya kiracıya verir.” denilmektedir. Bana göre, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı bu konuda bir geçiş sürecini tanımlayan bir düzenlemeyi yürürlüğe koymaz ise ilgili İdareler binaların veya bağımsız bölümlerinin alımı, satımı ve kiraya verilmesi ile ilgili iş ve işlemlerde bu belgeyi isteyecek ve bu durum karşısında Enerji Kimlik Belgesi düzenlenmesi konusunda bir anda oluşacak böylesine büyük bir talebi karşılayacak yeterli altyapı olmadığından önemli sorunlarla karşılaşabilecektir. 1 Ocak 2011 itibarıyla uygulanamaz gibi görünen bu hükmün alt düzenlemelerle bir an evvel uygulanabilir hale getirilmemesi veya uygulamasının ihlal edilmesi halinde, sık sık yapılan ertelemelerle zaten tartışılır hale gelen uygulamaların etkisizleşebileceğini düşünüyorum. Özetle; 1 Ocak 2011’de yeni yapılan binalar ile alınan, satılan ve kiraya verilen binalar için başlayacak olan uygulamanın hiç sorunsuz başlayacağını düşünmüyorum ama hiç başlamamaktan iyidir. Mevzuat alanında yeni yapılan uygulamaların başlangıcında bu tür sorunlarla karşılaşılması doğaldır. Karşılaşılan sorunlara ve darboğazlara hızlı bir şekilde müdahale edilirse, katılımcı ve şeffaf bir yaklaşım sergilenebilirse, ilgili kurum ve kuruluşlar da bu sorunları gidermek için ortak çaba gösterirse bu sorunlar kolayca giderilebilir, hatta daha iyi uygulamalar geliştirilir diye düşünüyorum. Binalarda Enerji Performansı Yönetmeliği’nin binalara azami enerji ihtiyacı ve azami emisyon sınırlaması getirilecek ve standartlara uymayan bina yapımına izin verilmeyecek şekilde, enerji verimliliğini ve çevreyi daha bütüncül bir yaklaşımla ele alan hale getirilmesi gerektiğini düşünmekteyim.
Bu yeni yaklaşım ile birlikte neler değişecek?
Bir binanın ısıtma, soğutma ve aydınlatma gibi vazgeçilemez konulardaki enerji ihtiyacı, binanın fonksiyonuna (otel, hastane, okul, hizmet binası, konut vb.), bulunduğu bölgenin iklim koşullarına (sıcaklık, rüzgar etkisi vb.), mimari tasarımına (yönlendirme vb.) ve yürürlükteki zorunlu standartlara (TS 825 Isı Yalıtım Standartı vb.) uygun inşa edilmesine bağlı olarak değişmektedir. Öngörülen modelde, tüm bu parametrelere göre ve optimum koşullarda belirlenen enerji miktarı o binanın yıllık azami enerji ihtiyacı olacaktır. Öte yandan, binanın belirlenen bu yıllık azami enerji ihtiyacını karşılayabilecek sayısız seçenekler söz konusu olabilir. Örneğin farklı sistemler (kojenerasyon, bölgesel, merkezi, münferit, lokal, hibrit vb), cihaz ve ekipmanlar (kazan, kombi, soba, ısı pompası, klima, elektrikli ısıtıcı vb) ve enerji kaynakları (birincil veya ikincil kaynaklar; fosil yakıtlar, elektrik, yenilenebilir kaynaklar vb) ile ihtiyaç duyulan bu enerjinin karşılanması mümkündür. Ancak, bunların her birinin çevreye olan etkileri farklı olacaktır. Burada, yıllık azami enerji ihtiyacının CO2 emisyonu açısından en az olumsuz etkiye sahip yakıt (doğalgaz) ile karşılanması, elektriğin şebekeden alınması, enerji verimliliği en yüksek olan sistem ve ekipmanların kullanılması esas alınmak suretiyle yıllık CO2 emisyonu hesaplanacaktır. Bu da binanın yıllık azami CO2 emisyonu olacaktır. Böylece, binanın yıllık enerji ihtiyacının, bu ihtiyaca karşılık gelen azami CO2 miktarını aşmayacak şekilde tesis edilecek sistem ve ekipmanlarla karşılanması sağlanacaktır. Hesaplanan yıllık azami enerji ihtiyacının üzerinde enerji kullanacak ve aynı zamanda optimum koşullar esas alınmak suretiyle hesaplanan CO2 emisyonunun üzerinde emisyon yayacak şekilde tasarlanan bina projeleri onaylanmayacak, enerjiyi verimsiz kullanan ve çevreyi kirleten yeni bina yapımına izin verilmeyecektir. Dolayısıyla bir binanın hem yapısal tasarım hem de mekanik tesisat bakımından belirlenen yıllık azami enerji ihtiyacını ve azami CO2 emisyon miktarını aşmayacak şekilde tasarımı ve yapımı sağlanacaktır.
AB ÜLKELERİNİN TECRÜBELERİ REFERANS OLABİLİR
Burada bir önemli husus; eğer referans senaryoda öngörülenlerden birinin uygulamada zorunlu sebeplerden veya ekonomik olmadığından dolayı yapılamaması söz konusu ise, (örneğin doğalgazın olmadığı yerlerde katı veya sıvı yakıt kullanılması ya da daha düşük verime sahip veya çevreye olumsuz etkisi daha fazla olan sistem veya ekipman kullanımı gibi) bu durumda binanın yıllık azami enerji ihtiyacına göre hesaplanan yıllık azami CO2 emisyon sınır değerlerinin sağlanabilmesi için, daha çok yalıtım yapılması, binanın enerji ihtiyacının kısmen yenilenebilir kaynaklar gibi temiz enerji kaynakları ile karşılanması gibi tedbirlerin alınması gerekecektir. Daha da ötesi; binanın referans senaryoda öngörülen bütün koşullara uygun yapılması halinde bile yine yenilenebilir gibi temiz kaynak kullanımı ile binanın çevreye daha fazla duyarlı hale getirilmesi sağlanabilecek, emisyon etiket sınıfı enerji etiket sınıfının üzerinde olabilecektir. Böylece, enerji verimliliği yüksek, yenilenebilir enerji kaynaklarını daha çok kullanan çevre dostu binaların özendirilmesi ve yaygınlaştırılması sağlanabilecektir. Ancak bu modelin uygulanabilmesi için, tasarımda ve yapımda kullanılacak malzemeleri, sistemleri ve ekipmanları ve bunların verim ve benzeri özelliklerini içeren kütüphanelerin oluşturulması, hesaplama metodolojilerinin buna uygun şekilde geliştirilmesi ve konu ile ilgili alt düzenlemelerin yapılması gerekir. Bunun da Avrupa Birliği üyesi ülke uygulamaları ile paralel, onların tecrübelerinden de yararlanmak suretiyle yapılmasında yarar vardır. Bu itibarla Avrupa Birliği ve üyesi ülkeler çok yakından takip edilmeli ve eş zamanlı olarak ülkemizde mevzuat alanında gerekli değişiklikler yapılmalıdır. Bu sürecin 3-5 yıl içinde tamamlanması gerekir.
YENİ MODEL, TARTIŞMALARA SON NOKTAYI KOYACAK
Yürürlükte olan Binalarda Enerji Performansı Yönetmeliği ile bu yeni yaklaşım arasındaki farklar nelerdir?
Binalarda Enerji Performansı Yönetmeliği tasarım konusunda gereğinden fazla detaya girmekte, yer yer ürün ve/veya teknoloji konusunda tanımlamalar yapmakta, dolayısıyla tasarımcının çalışmalarını kısmen de olsa sınırlandırmaktadır. Bu durumun, yönetmelik uygulamalarının teknolojik gelişmelerle uyumunu zorlaştıracağını düşünüyorum. Yeni yaklaşımda ise, özgün tasarıma daha çok fırsat tanınmaktadır. Enerji ve emisyon konusunda belirlenecek iki farklı sınır değerlere uymak koşuluyla, bina ve sistem tasarımları hem ekonomiyi hem de teknolojiyi dikkate almak suretiyle yapılabilecektir. Ekipman ve sistem konusunda asgari performans kriterleri dışında tanımlama yapılmayacak, enerji kullanımını ve CO2 emisyonunu asgari düzeyde tutacak optimum çözüm yolları tasarımcılar tarafından geliştirilebilecektir. Öngörülen bu yeni modelin, Binalarda Enerji Performansı Yönetmeliği ile ilgili olarak sistem ve ekipmanlar üzerinde yoğunlaşan bazı tartışmaları da azaltacağını düşünmekteyim.