ITC, CO2 ile beslediği yosunlardan biyodizel üretecek
Ankara çöplüğüne 50 milyar dolar yatıran, yeni yatırımlar da planlayan ITC, elektrik üretiminden çıkan karbondioksitle yosunları besleyerek biyodizel üretmeye hazırlanıyor. Ankara’nın kullanmakta olan elektriğin yüzde 2,5’ine eşit miktarda elektriği, Mamak ve Sincan çöp depolama alanlarında metan gazını yakarak elde eden şirket, bu işte kullandığı çöpü ikinci bir işlemden daha geçirerek singaz (sentetik gaz), “yeniden” elektrik ve biyodizel elde edecek.
Aydın ARICIOĞLU/Ankara
2002 yılında Ankara Büyükşehir Belediyesi’nce açılan ihalenin ardından Mamak ve Sincan çöp depolama alanlarını birer enerji parkı haline getiren ITC şirketinin ortağı ve Yönetim Kurulu Başkanı Ali Kantur, patent hakkına sahip oldukları “gazlaştırma” teknolojisiyle çöpü ikinci kez işleme sokarak elde edecekleri singazı yakıp bir kez daha elektrik üreteceklerini, bu süreçte ortaya çıkacak karbondioksitle beslenen ALG yosunlarından da biyodizel elde etme imkanı olduğunu söyledi.
İsviçreli Invest Trading Consulting (ITC) firmasına Ankara ihalesinin ardından büyük ortak olarak giren ve şirketin Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini üslenen Tepe Grubu eski CEO’su Ali Kantur, Ankara Mamak ve Sincan tesislerini geliştirirken, bir yandan da Adana ve Konya’da da benzer tesislerin kurulumuna giriştiklerini söylüyor. Ankara’da kapasitesi bakımından dünyanın en büyük geri dönüşüm tesislerinden birini kuran ITC firmasının Yönetim Kurulu Başkanı Ali Kantur, Mamak ve Sincan katı atık alanlarına 2005 yılından bu yana 50 milyon doların üzerinde yatırım yapıldığını, planlanan toplam yatırımın ise 250 milyon dolar olduğunu belirtiyor. Kantur, Ankara çöplüğünde ıslah projesi kapsamında kurulan enerji santralinin çalışma prensiplerini ve bunun geliştirilmesiyle elde edilecek yeni kazanımları ENERJİ Dergisi’ne anlattı.
Mamak Katı Atık Depolama Alanı içerisinde kurduğumuz enerji santrali, 22.6 MW’lık kurulu gücüyle dünyadaki benzerleri arasında tek saha içerisinde kapasitesi en büyük olanlardan biri...
Burada ilk önce çöpü alıyor ve bir ayrıştırma fabrikasına sokuyoruz. Burada içerisindeki kağıt, cam, metal veya plastik gibi geri dönüşümlü malzemeleri aldıktan sonra “organikler” ve “diğerleri” şeklinde ikiye ayırıyoruz. ‘Organik’ten kasıt; mutfak artıkları, bitki artıkları (vb.), yani mikroorganizmalarla çözünebilir nitelikte olanlar... Organikleri bir işlemden daha geçirerek içlerinde kalan plastikleri, metalleri, varsa pilleri ayırdıktan sonra, geri kalan bölümünü parçalayıp suyla birlikte 12 bin tonluk dev tankların içine koyuyoruz. Dolayısıyla burada, havasız ortamda fermantasyon yapmış oluyoruz. Fermantasyon tanklarında doğal çürüme sürecini hızlandırarak metan gazı ve yüksek kaliteli kompost elde ediyoruz. Oluşan metan gazı balonlarda depolandıktan sonra jeneratör ünitelerine aktarılarak elektrik enerjisine çevriliyor. Biliyorsunuz, metan gazı serbest ortamda karbondioksitten 21 kat daha zararlıdır. Halbuki biz bunu kapalı bir ortamda oluşturarak iki yönlü fayda sağlamış oluyoruz: Hem metan gazını yakarak elektrik üretmiş, hem de bu sırada metanı karbondioksite çevirerek zararını 21 kat azaltmış oluyoruz. Böylece çöpün yüzde 50’si, metan gazının etkileri yok edilerek, bertaraf edilmiş oluyor.
Kalan yüzde 50’si ne oluyor?
Bu konuda farklı projelerimiz var. Bir tanesi kendi patentimizin de olduğu “gazlaştırma” teknolojisi. Gazlaştırma teknolojisini kullanarak kalan çöpü hidrokarbonlarına parçalayacak ısıya (600 oC dolayları) yükseltiyoruz. Hidrokarbonlarına parçalanınca bu sefer de singaz dediğimiz (metan, hidrojen ve karbonmonoksitten oluşan) bir gaz elde ediliyor ve onu yakarak yeniden elektrik enerjisi üretimi sağlanabiliyor. Sonunda da bir kül kalıyor. Bunu da briket ve yol yapımında kullanmayı planlıyoruz. Tabii bu süreçte de aynı ölçülerde karbondioksit salınımı var. Onunla ilgili olarak da, uygulamaya yönelik çalışmaları halen devam eden bir başka projemiz var: 2000 metrekarelik yeni bir sera daha oluşturduk, ALG yosunları üretiyoruz. Yosunların karbondioksiti absorbe etme oranları daha yüksek. Dolayısıyla yosunlar vasıtasıyla karbondioksiti oksijene çevireceğiz.
MAMAK’IN KONUTLARINI DA ISITMAYA TALİP
Bütün bunlar tam olarak ne zaman hayata geçmiş olacak?
Sistemi hemen hemen kurduk diyebilirim. Üç boyutlu bir sera dizayn edildi. Burada deneme amaçlı alg yosunu üretimine başladık. Yosun üretimi tam olarak gerçekleştiğinde hemen arkasından biyodizel üretimi de başlayacak. Elimizdeki tüm atık ısıyı kullanmaya başladığımızda bu seralardan yüzbinlerce metrekare kurabiliriz. Veya buradan Mamak’ın konut ısıtmasını yapabiliriz. Bunu daha önce başka projelerimizde yaptık zaten; Bilkent’in içine elektrik santrali kurduk, üniversitenin ısıtılması oradandır.
Ankara’da uygulamakta olduğunuz projenin bütününü düşünecek olursak, şu anda bunun ne kadarlık bölümü hayata geçirilmiş durumda?
Yüzde 100’ü aklımızda, ama fiilen yüzde 65-70’i hayata geçmiş durumda... Çünkü bu taahhütlerimizin dışında başka işler de yapıyoruz. Tam burada daha fazla yatırım yapalım, yüzde 100’ünü bitirelim derken, birden Adana katı atık alanı çıkıyor örneğin, dönüp oraya 20-30 milyon dolar yatırıyoruz. Oradaki tesisler de bitmek üzere, hatta enerji üretimi başladı. Aynı Ankara gibi olacak.
Sonra dönüyoruz Konya çıkıyor. Dolayısıyla buradaki son kısımlar biraz beklemeye giriyor. Bir bakıma faydası da var. Çünkü o arada durmayıp projenin ince ayarlarını yapabiliyoruz. Yakmayla ilgili başka teknolojiler var örneğin. En son aşamada çöpten elde kalanın yüzde 30’unu özel birtakım işlemlerden geçirip parçalayarak, nemini alarak çimento fabrikalarına yakıt olarak vermek mümkün. Bu yıl sonu o tesisimiz de açılacak. Dolayısıyla en sonunda buradaki tesis şöyle bir şey olacak: Buraya çöp gelecek, fabrikaya girecek, öbür taraftan sadece kül çıkacak. O kül de çimento fabrikalarına yakıt olabilir, yol inşaatlarında kullanılabilir nitelikte bir kül olacak...
Ankara’da ne boyutta bir elektrik üretimi yapıyorsunuz?
Takriben saatte 16-17 MW üretiyoruz. Bunu 8 bin 500 saatle çarparsanız yıllık üretimimiz ortaya çıkar. Bu da takriben Ankara’nın kullandığı elektriğin yüzde 2,5’ine tekabül ediyor. Ankara derken, yalnızca şehri değil, bütün sanayisiyle birlikte Ankara ilini kastediyorum. Daha ilerledikçe bu yüzde 4-5’e kadar çıkabilecek. Yani Ankara elektriğinin yüzde 5’ini dışa bağımlı olmadan, çöpten elde etmiş olacak. Buna tabii bir de doğalgaz açısından bakabilirsiniz: Türkiye’nin doğalgaza bağımlılığı yüzde 50’dir; bu demektir ki, biz elektriğin yüzde 5’ini çöpten üretebildiğimizde Ankara’nın ithal doğal gaz bağımlılığı da o ölçüde azalacaktır.
ÇÖP GAZININ KİLOVATI AVRUPA’DA 20, TÜRKİYE’DE 6,5 EURO/CENT
Ürettiğiniz elektriği nasıl pazarlıyorsunuz?
Sisteme satıyoruz. Ayrıca, serbest üretici olduğumuzdan ve sistem fiyatları da düştüğü için müşterilere direkt de satabiliyoruz. Örneğin TAİ, elektriğini bizden alıyor. Hatta ilanlarında kullanıyorlar, “Biz yeşil enerji alıyoruz” diye. Öte taraftan karbondioksit azaltımı yapıyoruz. Uluslararası normlarda yılda - şimdilik - 500 bin ton azaltım yapıyoruz Mamak’ta... Bunun sertifikalarını alıyor ve satıyoruz. Bunların eskiden değeri 5 milyon Euro civarındaydı, 2 milyon Euro’ya kadar düştü krizden sonra. Tekrar yükselir diye umuyoruz. Devlette bir sübvansiyon yok. Avrupa’da olsak elektriğimizi 20-22 Euro cent’e satıyor olacaktık, burada 6,5 Euro cent’e satıyoruz.
İNOVATİF OLMAYAN YAKLAŞIMLAR SEKTÖRÜN GELECEĞİNİ TEHDİT EDİYOR
Elektrik piyasasındaki gidişatı nasıl görüyorsunuz? Çöpten elektrik üretiminin Türkiye’de hak ettiği ilgiyi gördüğünü düşünüyor musunuz?
Bir defa, serbestleşmenin çok iyi olduğunu görüyorum. Çünkü sektörde bir sürü oyuncu çıktı ortaya. Ülkenin özellikle kendi kaynakları daha çabuk devreye girecekmiş gibi geliyor bana. Fakat orada da regülasyonlar bakımından eksiklikler var. Örneğin nükleeri destekleyene kadar çöpü destekleselerdi biz kırk defa bunu yaygınlaştırmıştık. Ha, ne kadar yapardık? Bütün Türkiye’ye yapsanız 300 – 500 MW... Ama olsun, o benim kendi kaynağım. Ve bunlar da az rakamlar değil. Dışarıyı destekleyecek kadar paramız var madem, önce kendi kaynağımızı kullanalım. Bir de üstelik sosyal bir problemi de yok etmiş olurdunuz. Devlet için maliyeti nükleerden daha düşüktür.
Öte yandan biliyorsunuz bizde tekstil sektörü çok iyi gidiyordu, herkes tekstile girdi ve tekstil öldü. Sonra herkes bir otel yaptı, iki misli yatırım yapıldı, gelirlerimiz düştü. Çünkü arz fazlaydı. Aynı olay alışveriş merkezleri için de geçerli... Ve şimdi de sıra enerjide... Kime sorarsanız santrali var. Bazılarıyla konuşuyorum, yaptığı yatırım fizible değil... 1 MW’lık bir tesis için 5 - 6 milyon dolar para ödeniyor. Üstelik hidrolik. Satacağı elektriğin fiyatı belli. Elde edilecek gelir, yapılan yatırımın faizini bile ödemez. “Olsun” diyor adam, “çocuğuma bırakacağım...” Bizde herkes herşeyi yapıyor. İnovatif bir yaklaşım olmadığı için de yeni fikirlere açılamıyoruz.