Sinan OĞAN
Uluslararası İlişkiler ve Stratejik Araştırmalar Meclisi (TÜRKSAM) Başkanı
Sızdırılan Wikileaks belgelerinin de yardımıyla başlayan Tunus’taki Yasemin Devrimi, bir domino etkisine yol açmış ve enerji kaynakları bakımından zengin olan Orta Doğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde birçok halk ayaklanmasına neden olmuştur. Devrim Tunus’ta çok kolay hayata geçmiştir. Zeynel Abidin Bin Ali’nin iktidardan düşmesi neredeyse iki hafta içerisinde gerçekleşmiştir. Tunus’ta yaşanan devrim ile adeta bölgede yapılacak olan devrimlerin bir nevi provası yapılmıştır. Tunus’tan sonra bu sefer Mısır’ın başkenti Kahire’nin Tahrir Meydanı’nda yaşanan protestolar dünyanın gündemine oturmuştur ve Mısır lideri Hüsnü Mübarek, Ayakkabı Devrimi sonucunda isyan karşısında 30 yıllık iktidarını bırakmak zorunda kalmıştır. Bu ülkelere ek olarak, Ürdün, Cezayir, Bahreyn, Yemen, İran ve daha birçok ülkede ayaklanmalar alevlenmiş adeta bir küresel isyan başlamıştır. Libya’da Kaddafi yönetimine karşı gerçekleşen protestolar sonucu, şu günlerde ülke bir iç savaşa doğru sürüklenmekte ve Libya’ya uluslararası güçlerin müdahalesi tartışılmaktadır. Söz konusu coğrafyada gerçekleşen halk ayaklanmalarının analizinin yapılmasında altı çizilmesi gereken noktaların en önemlilerinden biri; sosyal iletişim ağlarının giderek halkın tabanına yayılması ve iktidarlar üzerinde baskı aracı haline gelmesidir. Gelişen teknolojik imkanlar sayesinde Twitter, Facebook, Dailymotion ve Youtube gibi sitelere ulaşımın kolaylaşması ve başını genellikle gençlerin çektiği muhalif hareketlere neden olmuştur.
LİBYA PETROLÜ ATEŞLİYOR
Devrimlerin gerçekleştiği coğrafyada enerji kaynaklarının bulunması, dünya siyaseti ve ekonomi politik açısından önemli olan bu hareketleri daha da önemli hale getirmektedir. Örneğin, halkın isyan derecesinin her geçen gün arttığı ve bir iç savaşa sürüklenen Libya dünya enerji arzının yüzde 2’sini karşılamaktadır. Ancak Libya petrolü kalitesi ile petrol piyasalarında en fazla aranan petrollerden birisidir. Libya petrolü kalitesinin ötesinde miktar olarak dünya piyasalarını derinden etkileyecek miktarda değildir. Bölgedeki istikrarsızlıktan dolayı hem bölge siyasi olarak çalkalanmakta diğer yandan da dünya ekonomisinde 2008’de meydana gelen küresel krizin ülke ekonomileri üzerinde meydana getirdiği çatlaklar, petrol fiyatlarının artmasıyla tekrar belirginleşmeye başlamıştır. Bunun ötesinde, petrol fiyatlarının bölgedeki istikrarsızlık ortamı sürdüğü sürece yükselmeye devam edeceği de ifade edilmektedir. Libya’nın ulusal petrol şirketinin başkanı Shokri Ghanem, Libya’daki krizin sürmesi halinde petrol fiyatlarının gelecek ay 130 doların üzerine çıkabileceğini söylemiştir. Ghanem, kriz öncesinde günde 1.6 milyon varil petrol üreten Libya’da işçilerin sahayı terk etmesi nedeniyle petrol üretiminin günde 700 bin -750 bin varil düzeyine gerilediğini de belirtmiştir.
FİYAT ARTIŞI PSİKOLOJİK!
Bölgedeki istikrarsızlıktan dolayı petrol fiyatlarının artmasının nedenleri incelendiğinde karşımıza çıkan faktörler arasında ‘psikolojik’ etkenin önemli olduğu görülmektedir. Dünyada birçok kesim, sadece Libya’nın değil bölgenin ‘karışık olduğunu düşünerek’ zarar etmemek adına bu alandan uzak durmak istemektedirler. Belirtmek gerekir ki, petrolün bir noktada çıkarılması kadar kaynak noktasından diğer bölgelere dağıtılması da önemlidir. Petrolün ulaştırılması konusunda önemli bir stratejik pozisyona sahip olan halk ayaklanmalarının gerçekleştiği coğrafyada bulunan Süveyş Kanalı’nın güvenliği de petrol fiyatlarının istikrarını etkilemektedir.
Bu noktada hem bölgedeki kargaşadan dolayı işgücü piyasasındaki verimsizlik hem de bölgede petrolün ulaştırılmasında rol oynayan şirketlerin isteksizliği petrolün dağıtımında sıkıntılar yaratmaktadır; fakat Libya tek başına sıkıntı yaratacak bir ülke olarak gözükmemekte, dünyadaki petrol ihracatçısı ülkeler arasında 17. sırada yer almaktadır. Petrol kaynakları bakımından zengin ülkeler olan Suudi Arabistan, Irak gibi devletler bu açığı koordine bir çalışmayla kolayca kapatabilirler. Nitekim küresel petrol arzındaki düşüş, petrolün varil fiyatının son iki buçuk yılın en üst seviyelerine çıkartmış, Suudi Arabistan bu nedenden dolayı üretimi artırmaya zorlanmıştır.
DİKTATÖRLERİN TAHT KAVGASINDAKİ KOZU; ENERJİ
Devrimlerin petrol ihracatçısı ülkelerle ilişkisine bakıldığı zaman, Irak’ın kuzeyinde düzenlenen ‘öfke günü’ protestoları, Suudi Arabistan’da Kral Abdullah’a ve Suriye’de Beşar Esad’a muhalif hareketlerin güçleneceği söylentileri karşımıza çıkmaktadır ki, bu olaylar bölge yönetimlerini rahatsız etmiştir. Halk hareketlerinin yayılmasının söz konusu konjonktürde süreceği bir ortamda, bölgedeki diktatörler kendi tahtlarını korumak için ellerindeki enerji kartını oynamaktadırlar. Rejim karşıtı halk ayaklanmalarının arkasında Batı’nın kışkırtmasının ve desteğinin olduğunu düşünen yöneticiler aynı zamanda sanayi toplumları olan Batılı devletlerin petrole önemli bir derecede ihtiyacı olduğunun farkındadırlar. Hatırlanmalıdır ki, 1973 yılında yaşanan Yom Kippur Savaşı’nda Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) İsrail’e desteğine karşılık olarak OPEC (Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü) tarafından ilan edilen ambargo kararı büyük bir krize yol açmıştır. Bu hadiseyi de akıllarının bir kenarında bulunduran bölge yönetimleri, endüstrileşmenin 2011 yılında 70’lerden çok daha üst seviyelerde yaşadığından hareketle enerji kaynaklarına ihtiyacın arttığını ve kendi denetimleri altındaki kaynakları bir iç ve dış politika aracı olarak kullandıkları takdirde etkili sonuç alacaklarını düşünmektedir. Kaddafi’nin güvenlik güçlerine petrol tesislerinin sabote edilmesi emrini verdiği ve Akdeniz limanlarına giden petrol boru hatlarının bombalanarak Akdeniz limanlarıyla bağlantının kesilmesini söylediği de iddialar arasındadır. Bu yolla Kaddafi aynı zamanda Libya’daki baş kaldıran kuvvetlere “Ben ya da kaos!” mesajı vermiştir.
Böyle bir ortamda bölge yönetimleri kendi rejimlerine gelecek herhangi bir tehdit karşısında kendileri de petrol fiyatları üzerindeki denetimlerini kullanacaklarını dünya piyasalarına hissettirerek, hem kendi ülkelerindeki isyanları hem de uluslararası aktörlerin kendi iç işlerindeki etkisini hafifletmeye çalışmaktadırlar. Petrol zengini dikta rejimleri bu yolla Arap coğrafyasındaki devrimlerin arkasındaki güç olduğu düşünülen ABD’ye bu devrimleri kendi ülkelerine sıçrattıkları takdirde petrol piyasalarının istikrarsızlaşacağı ve küresel krizden yeni çıkmaya başlayan ABD ve dünya ekonomilerinin artacak petrol fiyatları ile yeniden krize girebileceğinin mesajını vermektedir.
DEĞERLENDİRME ve ÖNGÖRÜLER
Enerjisini internetten alarak ‘insan hakları, siyasal çoğulculuk, hukukun üstünlüğü’ gibi demokratik değerleri savunan halk ayaklanmalarının başladığı günümüzde ‘petrol, doğalgaz’ gibi çağımızın önemli enerji kaynaklarını elinde bulunduran totaliter rejimler, bu hareketlerin kendilerini rahatsız ettiği durumlarda kendilerinin bu kaynaklar üzerindeki inisiyatiflerini kullanarak dünyada küresel bir istikrarsızlık yaratabileceklerini düşünmektedirler. Bölge ülkelerindeki isyanlar ve günlük yaşamın devam etmemesi petrol üretimini etkilemiştir. Bunun ötesinde, petrol fiyatlarındaki artış Libya’dan ve diğer ülkelerden ihraç edilen petrolün miktarından ziyade bölgenin karışıklığından dolayı ortaya çıkan tedirginliğe bağlıdır. Özellikle Libya’da giderek iç savaşa dönüşen devrim girişiminin başarısızlığa uğraması, bundan sonraki diğer ülkelerde ortaya çıkabilecek süreci ve beraberinde dünya petrol piyasalarını olumsuz etkilemeye devam edebilir