Türkiye’nin imza attığı
anlaşmalarla boru hatları projelerinde “HUB” olma hamlesini gerçekleştiremediğini
belirten Dünya Enerji Konseyi Türk Milli Komitesi Yönetim Kurulu Üyesi Necdet
Pamir, “Şu an Türkiye bir transit
ülke konumundadır. AB’nin de Türkiye’ye dayattığı şey bu. Bu mücadele
içerisinde Türkiye stratejik olarak bir başarının altına imza atmış değil”
diyor. Boru hatları açısından kısa vadede hayata geçirilebilecek en realist projenin
Türkiye-Yunanistan-İtalya (ITGI) Doğalgaz Boru Hattı Projesi olduğuna inanan
Pamir, Türkiye’nin uluslararası enerji arenasında söz sahibi olabilmesi için TPAO
ve BOTAŞ’ın tek çatı altında birleştirilmesini ve özerk bir yapıya
kavuşturulmasını öneriyor.
Türkiye’nin petrol ve doğalgaz açısından mevcut
durumunun analinizi yapar mısınız? Yerli kaynaklar açısından potansiyel görüyor
musunuz?
Türkiye’nin birincil enerji
tüketimi içinde doğalgazın payı yaklaşık yüzde 32, petrol ise yüzde 29; bu iki kaynağın toplam payı ise yaklaşık yüzde
61’dir. Ancak mevcut durum itibariyle Türkiye tükettiği petrolün yüzde 92’sini,
doğalgazın ise yüzde 98’ini ithal eden bir ülke konumundadır. Ancak bundan,
“Türkiye’nin petrolü ya da doğalgazı yoktur” neticesi çıkmamalı. Ben fiili bir
durumdan söz ediyorum. Bu mevcut durum, ekonomi üzerinde çok olumsuz bir yük oluşturuyor.
Petrol fiyatları arttıkça dolar
paritesine de bağlı olarak bütçenin üstünde anormal bir yük oluşturmakta. Ayrıca,
doğal gaz fiyatları da belli petrol ürünlerine endeksli olduğundan, gaz
faturamız da artıyor. Bir fikir vermesi açısından, 2008 yılında ham petrol, petrol
ürünleri, doğalgaz ve LPG’ye 44,8 milyar dolar ödedik. Bu da o yılki 201 milyar dolar olan toplam ithalatımızın
neredeyse ¼’ü oranında. Bu durum sürdürülebilir değil. Doğalgaz ve petrol
kaynakları açısından mevcut rezervleri sınırlı bu olmakla beraber, Türkiye’nin
kara alanları sondajlı aramalarla ancak yüzde 20 oranında, denizleri ise yüzde
1 oranında aranmış durumda. Burada vurgulamak istediğim şey, Türkiye’nin petrol
ve gaz rezervleri açısından spekülatif potansiyeli olduğu. “Spekülatif
potansiyel” dememizin nedeni, bu güne kadar yapılmış 2 ve 3 boyutlu sismik
etütlerde, arama çalışmalarında, başta Karadeniz olmak üzere denizlerimizde, hidrokarbon
içerebilecek ve kapan oluşturabilecek önemli yapılar görünüyor. Ayrıca, Paleozoik
yaşlı formasyonlarda, ilk kez petrol keşfi oldu. Bu durum umut verici. Elimizdeki
veriler, umutlu olmamızı haklı kılan bir görüntü veriyor ama bunun mutlaka
sondajlar ve uzun erimli üretim testleriyle desteklenip somut bulgulara
ulaştırılması gerekir. Dolayısıyla bir “master” planı dâhilinde ve Türkiye
Petrolleri Anonim Ortaklığı dikey bütünleşik yapıda yeniden yapılandırılarak; yani
arama, üretim, taşıma, rafinaj, dağıtım, pazarlama faaliyet gösteren bir şirket
haline getirerek ve özerkleştirerek daha
etkin arama yapılması lazım.
Türkiye’nin terminal ya da “HUB” olmasının önündeki
engeller ve rakip projeler neler? Sizin deyiminizle boru hattı satrancında
‘çoban matı’ mı oluyoruz?
Doğudan batıya, kuzeyden
güneye, zengin petrol ve doğalgaz kaynağı olan ülkeler ile tüketici olan
ülkeler arasında geçiş coğrafyası üzerinde bulunan Türkiye için bugüne kadar “köprü,
terminal” sözcükleri kullanılmış, son zamanlarda ise İngilizce bir sözcük olan
“HUB” kullanılmakta. Bunların anlamlarına baktığımız zaman; terminal, boru
hatlarının Türkiye’den üzerinden geçip herhangi bir limanımızda son bulması şeklinde
bir anlam taşıyor. Sadece bununla sınırlı kalmak akıllıca ve yeterli değil. Ama
örneğin Ceyhan’da Rotterdam’a benzer bir terminal olursa buradan uluslararası
piyasalara petrol ihraç edebilir ve uluslararası bir piyasa oluşturabilirsiniz.
Köprü konumunda olursanız ise boru hattı
topraklarınızdan geçer ama sınırlı miktarda transit geçiş geliri elde
edersiniz. Bu da Türkiye’nin ekonomisini “zıplatmaz”. HUB olmak ise merkez
olmak yani petrol ve doğalgaz boru hatlarının Türkiye’ye çeşitli ülkelerden
gelmesi, bir merkezde toplanması, yeniden değerlenmesi ve buradan başka ülkelere
pazarlanabilmesini ifade ediyor. Yani aldıktan sonra üçüncü ülkelere satış
hakkımızın olduğu, üstüne bir miktar gelir elde edebildiğimiz (Azerbaycan
gazının bir bölümünü, ilk anlaşmayla Yunanistan’a satmamız gibi) stratejik
önemimizi arttıran ve transit gelirin ötesinde bir gelir sağlayan bir konumdur.
“HUB” olmakta arzu edilen, Türkiye’nin bir merkez olması ve bu merkezde
petrolün ya da doğalgazın bir “durak” yaptıktan sonra, bir başka ülkeye
yönlendirilebilmesidir. Asıl istenen buydu ama maalesef imzalanan ve “Asrın
Anlaşması” diye sunulmaya çalışılan mevcut hükümetler arası anlaşma itibariyle
(13 Temmuz 2009) bakıldığında “HUB” olma arzusunun yerine getirilmediğini
görüyoruz. Kelime oyunları yapılarak -Asrın anlaşmasını imzaladık vs. gibi- bu yerine
getirilmiş gibi gösteriliyor. Gerekli ancak beklentilerimiz ve Nabucco’nun hayata
geçebilmesi açılarından yeterli olmayan bir anlaşmaya, çok fazla önem
atfediliyor ve yürütülen kampanyalarla kamuoyu yanlış yönlendiriliyor. Türkiye’nin
“HUB” olma arzusu bugüne kadar yapılan anlaşmalar itibariyle yerine getirilememiştir.
Şu an Türkiye bir transit ülke konumdadır. Bu, AB’nin de Türkiye’ye dayattığı
bir şey. Bu mücadele içerisinde Türkiye stratejik olarak bir başarının altına
imza atabilmiş değildir.
NABUCCO ALTERNATİF AMA KAYNAK YOK
Nabucco Projesi için nihai yatırım kararı bu yıla
ertelendi. Son siyasal gelişmeler ışığında projedeki son durumu yorumlar
mısınız?
Nabucco Doğalgaz Boru Hattı
Projesi, bazı AB üyesi ülkelerle birlikte Türkiye’nin de tek bir kaynağa olan aşırı
bağımlılığını azaltmaya yönelik önemli bir proje. AB Komisyonu da zaten AB
üyesi olmayan bir ülkeden yapılan ithalatın yüzde 30’un üzerini çıkarılmamasını
öneriyor. Türkiye, kriz öncesi rakamlara göre yüzde 63 Rusya’ya bağımlı bir
ülke konumunda. Romanya, Bulgaristan, Avusturya ve Macaristan’ın bağımlılıkları
bu rakamın da üzerinde. Nabucco bu anlamıyla ilkesel planda desteklenmesi
gereken bir proje olarak dikkat çekiyor. Ancak 2005 yılındaki dokümanlara
bakıldığı zaman Nabucco’nun 2008 yılında başlanması öngörülüyordu. Bu daha
sonra 2010’a daha sonra 2011’e ertelendi. Şimdi 2012’den söz ediliyor. Bu tür
büyük projelerde belli gecikmeler olur ancak yaşanan sürece bakıldığında izlenen
yol ve mevcut gaz ihraç potansiyeli, Nabucco’nun kısa ve orta vadede gerçekleşmesinin
mümkün olmadığına işaret ediyor. 4,6 milyar Euro olarak öngörülen maliyet,
şimdiden yaklaşık 7,9 milyar Euro’ya çıkmış durumda. Bir başka sıkıntı ise gaz
kaynağı olan ne İran, ne Azerbaycan ne de Irak’ın bu hattı besleyecek konumda olmaması.
Bunun nedeni, gazın olmamasından daha çok, politik nedenlerle, kısa ve orta
erimde Nabucco’ya gaz vermelerinin mümkün görünmemesi.
Yani siz de Nabucco Projesi için hammadde tedariki
konusunda sıkıntılar yaşanabileceği şeklindeki görüşlere katılıyorsunuz…
Ben çok uzun yıllardan bu
yana, belli nesnel ve bilimsel argümanları altını çizerek bunu dile
getiriyorum. Kaynak olan ülkelerden Azerbaycan, Şahdeniz’deki gazını önemli
miktarlarda belli ülkelere taahhüt etmiş durumda. Azerbaycan’ın Türkiye’ye
Nabucco dışında daha önceden 6,6 milyar metreküp gaz taahhüdü var. Ayrıca 4,6
milyar metreküp Yunanistan’a, 8 milyar metreküp İtalya’ya ve 2 milyar metreküp
Gürcistan’a taahhüdü var. Bunları toplarsak yaklaşık 21 milyar metreküp gaz
ediyor. Peki Şahdeniz sahasının ne kadar gaz üretmesi mümkün? Bu proje iki faz halinde geliştiriliyor. Şu
an devrede olan birinci fazı en fazla 8,5 milyar metreküp verebiliyor. 2017’de
başlayacağı varsayılan ama daha da gecikmesi mümkün olan ikinci faz ise en tepe
noktada 16 milyar metreküp üretebilecek. Toplamda 24,5 milyar metreküplük gazın
21’ini Azerbaycan Nabucco dışındaki projelere taahhüt etmiş durumda. Türkiye’nin
‘Ermenistan açılımı’ adı altında giriştiği bazı ilişkiler Azerbaycan’ın
tepkisine neden oldu. Aliyev de Medvedev ile görüşerek Azerbaycan’ın 2 milyar
metreküpe kadar gazını “daha sonra da artabilir” kaydı düşülerek Rusya’ya
taahhüt etti. Rusya yılda 200 milyar metreküpe kadar doğalgaz ihraç edebilen
bir ülke. Bu ülkenin 2 milyar metreküp Azerbaycan gazına ihtiyacı yok ama iktidarın
attığı adımlar buna neden oldu. Azerbaycan bir taraftan da elindeki gazı
Türkiye’yi “by-pass” eden projelerle, Romanya üzerinden Avrupa’ya yollayabileceğini
açıkladı. Bir yandan da İran’a da ihraç edebileceğini öne sürüyor. Bu şekilde
hem tepkisini gösterdi hem de Türkiye ile yeni bir müzakere pozisyonu yarattı. Bugün
Azerbaycan Türkiye’ye satılan gazın fiyatını yukarıya çekme, Türkiye’de iç
piyasaya gazı doğrudan pazarlama, Avrupa’ya gazı doğrudan aktarma ve satma şeklinde
bir strateji izliyor. Bunda da başarılı oluyor. Nitekim Yunanistan’a satılan
gazı, Türkiye’nin daha önce alıp sattığı 700 milyon metreküplük bölümü de dâhil
anlaşmanın bitiminde gazı doğrudan kendisi vermeyi planlıyor. Türkiye iç
pazarına da doğrudan satış hakkını aldı.
Nabucco için İran umudu da yok!
Kaynak olan ikinci ülke ise dünya rezervlerinin yüzde 16’sına sahip İran. 131
milyar metreküp gaz üretiyor ve bu gazın hepsini iç piyasada tüketiyor. Yani bu
haliyle Nabucco’ya ya da başka bir projeye 1 milyar metreküp bile fazladan gaz
ihraç edecek durumu yok. Başta Güney Pars olmak üzere, yeni sahalardan ek
üretim ve bunun için de yabancı yatırım gerekiyor. Türkiye’ye şu ana kadar
verdiği 10 milyar metreküplük gazı ise Türkmenistan’dan aldığı gazla
karşılıyor. Nükleer faaliyetlere devam edip, dünya kamuoyundaki tepkiler azalmadıkça
kısa ve orta erimde Nabucco için İran’dan umut yok. Diğer bir kaynak olacak
ülke ise Irak. Bu ülkeden gaz alınabilir ama burada da ABD işgalinin
körüklediği mezhepsel ve etnik kökenli çatışmalar var. 1 milyondan fazla sivil
öldürüldü. Hükümet ince dengeler üzerine kuruldu ve hergün aleyhte gösteriler,
intihar eylemleri var. Mevcut boru hattı olan Kerkük-Yumurtalık bile 2003’ten
beri kesintilerle çalışıyor. Bu haliyle Irak’ta yeni yatırım yapılacak bir
ortam yok. Tüm bunlar ışığında Nabucco 10 - 15 yıl sonra hayata geçebilecek bir
proje konumunda.
GÜNEY AKIM NABUCCO’YU RAYINDAN ÇIKARMA PROJESİ
Ukrayna tarafından ortaya Beyaz Akım projesi Nabucco
projesini nasıl etkileyecek? Öte yandan Güney Akım Projesi’nde ibre neleri
işaret ediyor?
Bu projelerin ekonomik olarak
Nabucco kadar bile şansları yok. Güney Akım için 25 milyar Euro’nun üzerinde
rakamlardan söz ediliyor. Rusya Güney Akım’ı Nabucco’yu rayından çıkaracak bir
alet olarak kullanıyor ki bunda da başarılı oluyor. Çünkü Nabucco’nun ne kadar
ortağı varsa (Bulgaristan, Macaristan, Avusturya) Rusya’yı karşılarına almamak
için Güney Akım Projesi’nin de altını imzalarını attılar. Türkiye ise, münhasır
ekonomik bölgesinde Güney Akım için ön çalışmalara izin verdi. 7,9 milyar
Euro’luk Nabucco projesi için bile ekonomik sıkıntı yaşanırken, 25 milyar
Euro’nun üzerine çıkacağı düşünülen Güney Akım projesinin hiç şansı yok. Beyaz
Akım için de durum böyle. Bu projeler hızla büyüyen Avrupa’nın gaz ithalatı
ihtiyacı açısından ileride gündeme gelebilecek projeler. Azerbaycan gazı
açısından en avantajlı görünen proje ise, Türkiye-Yunanistan-İtalya (ITGI) hattıdır.
İtalya bağlantısı yapılmadı ama Yunanistan bağlantısı olduğu için çok büyük
olasılıkla Azerbaycan gazı bir yere gidecekse Türkiye üzerinden İtalya’ya
gidecektir.
TPAO ve BOTAŞ BİRLEŞTİRİLİP ÖZERKLEŞTİRİLMELİ
Boru hatları projeleri açısından değerlendirdiğinizde
Türkiye’nin bu alanda avantajlı bir konum elde edebilmesi için nasıl bir yol
izlemesi gerekiyor? Orta ve uzun vadede atılması gereken adımlar neler olmalı?
Her şeyden önce TPAO ve BOTAŞ
birleştirilerek dikey bütünleşik yapıda hem ekonomik hem de organizasyonsal
yönden daha güçlü bir şirket haline getirilmeli ve mutlaka özerkleştirilmeli. O
zaman bu birleşmeyle oluşacak yeni kuruluş, uluslararası piyasalarda daha etkin
bir aktör olabilir. İmzalanan doğalgaz anlaşmalarında Türkiye’nin çıkarlarına
olan hükümler (alıp-satmak, ofset hakkı, minimum alım garantisi miktarlarının
azaltılması, fiyat formülünün lehimize revizyonu gibi) mutlaka yer almalı.
Diğer yandan Türkiye’nin bu kadar doğalgaza bağımlı olması da doğru değil. Gaz temiz ve verimli bir kaynak ama yerli
kaynaklarımız olan hidrolik, linyit, rüzgar ve güneş gibi kaynakları biran önce devreye alınmalı. Kayıp kaçaklar
azaltılmalı, ülkenin enerjiyi daha verimli kullanması sağlanmalı. Bu şeklide
daha az doğalgaz ve daha az petrol ithal edilecektir. Öte yandan, “al ya da öde”
anlaşmaları Türkiye’yi büyük sıkıntıya sokuyor. Bunların yeniden müzakere
edilmesi gerekir. Rusya ile 20 tane protokol imzalayıp pazarlık yaptığınız
hususlar arasında Samsun-Ceyhan’a petrol almak var ama en az onun kadar önemli
olan hususlardan bir tanesi de “al ya da öde” koşullarının Türkiye’nin lehine iyileştirilmesidir.
“Al ya da öde” maddeleri, kullanmadığımız gaza verilen para nedeniyle, milyarlarca
dolara mal oluyor. Yetkililer ilerde “mahsup edilir” şeklinde açıklamalarda
bulunuyorlar ama örneğin Azerbaycan anlaşması 5 yıl, İran anlaşmasında 4 yıl
içinde eğer belli miktar gazı alamazsanız bu haklardan feragat etmiş, yani
tüketmediğiniz gazın parasını ödemiş olacaksanız. Her anlaşmada, anlaşma süresi
sonuna kadar bu işlemi yapmanızı sağlayacak hükümler yok. Bu nedenle bu işler
ehliyetsiz kadrolarla değil yetkin kadrolarla yürütülmeli. Bunun dışında bir
çözüm yolu yok.
DOSTLAR ALIŞVERİŞTE GÖRSÜN!
Türkiye’nin ilk gaz alım
anlaşması olan Batı Hattı’nın süresinin dolması ile birlikte doğalgazda kozların
Türkiye’nin eline geçtiği iddialarını gerçekçi bulmayan Necdet Pamir, “Yapılmaya
çalışılan şey BOTAŞ’ın kontratlarının yakın şirketlere devredilmesi çabasıdır” diyor.
Türkiye’nin İran gazı kestiğinde yüzünü Rusya’ya döndüğünü hatırlatan Pamir
şunları aktarıyor: “Rusya ile pazarlıklar daha profesyonelce yapılmalı. Bir
alışveriş yapılacaksa dengeler korunmalı. Ele geçen bir koz varsa ‘Bu niye
kullanılamadı?’ diye sormak lazım. Yapılması gereken şey BOTAŞ’ın kontrat
devirlerini durdurup yanlış fiyatlandırma politikalarından da vazgeçmek. Madem elimizde
bu kadar gaz var; lüzumsuz yere al ya da öde koşulları nedeniyle daha fazla
para ödenmemesini sağlamak lazım. Türkiye’nin mevcut yönetim kadrolarıyla
başarılı olması çok mümkün gözükmüyor.”