12 Haziran 2011 tarihinde yapılan seçim ile halkımız iktidarda bulunan partiye bir dönem daha ülkeyi yönetme yetkisi vermiş, böylece iktidar ve muhalefetiyle yeni bir siyasal dönem başlamıştır. Umarım ve dilerim, seçim meydanlarında halka verilen sözler ve yapılan vaadler tutulur ve ülkemiz daha uygarca yaşama ufkuna doğru yürüyüşünde engellerle karşılaşmaz.
Enerji genel tanımıyla teknik bir konu olarak bilinir ve konu üzerinde yapılan tartışma ve değerlendirmelerde, çoğunlukla siyaset dışında kalan bir sektör şeklinde işlem görür. Gerçekte bu doğru değildir. Çünkü, kendimize özgü nitelikleri olan bir demokrasinin uygulandığı ülkemizde her taşın altında, her konunun içinde, her sorunun oluşmasında ve de çözümünde siyaset vardır. Bu nedenle, ülkemiz için çok büyük önemi olan enerji konularındaki gelişmelerinin siyasal kararlarla yakından etkileneceklerini bilerek konuya bakmamız ve ona göre hazırlıklı olmamız gerekmektedir. Sektörde ister tüketici, isterse de yatırımcı olalım, bu gerçeği gözden uzak tutmamalıyız.
Birincil enerji kaynakları açısından %70’leri, elektrik üretimi gibi uygarlığın temeli olan konuda % 50’leri aşan oranda dışa bağımlı olan ülkemizde uzun vadede ve sürdürülebilir şekilde enerjide arz güvenliği nasıl sağlanacaktır? Bu yüksek dışa bağımlılık durumunda, sahip olduğumuz yerli kaynaklarımızın daha çok değerlendirilebilmesini sağlamak, büyük bedeller ödeyerek satın almak durumunda olduğumuz enerjiyi daha verimli kullanabilmek, düşük karbonlu enerji sektörü hakkında dünyada başlayan eğilimin bizim için ne anlama geldiğini daha iyi belirlemek ve benzeri gibi önemli konularda yapılması gerekenler kimin görevi olacaktır? Ulaşımda ucuz petrole, ısınmada ucuz doğalgaza, sanayide, konutta, sağlıkta, eğitimde, kent aydınlanmasında, kısacası toplumumuzun tüm sosyal ve ekonomik aktivitelerinde ucuz ve kaliteli elektriğe ne zaman kavuşacağız? Japonya’daki Fukuşima Nükleer Santralı’nda vuku bulan durumun en objektif değerlendirmesini kim yapacak ve dolayısıyla nükleer santral yapımı konusundaki tutumu kim belirleyecek? Bu gibi soruların listesi daha da çok uzatılabilir. Bu konularda, toplumun veya birey olarak bizlerin yapabileceklerimiz sınırlıdır. Konuya yakından bakılınca görülecektir ki, siyasetçilerimize önemli sorumluluk ve çok ağır görevler düşmektedir.
EPDK’ya yapılan 120.000 MW’lık yatırım talebi, özel sektörün enerji konusundaki istekli durumunun bir önemli göstergesidir. O halde, bu isteğin, en kısa sürede üretime dönüşmesi sağlanmalı ve tüm tüketicilerimize yeterli, kaliteli ve düşük maliyetli elektriğin sunulması sürdürülebilir olarak gerçekleştirilmelidir. Bunu yaparken yerli, yeni ve yenilenebilir, temiz ve tükenmez kaynakların kullanılmasına öncelik verilmelidir. Toplumumuzda bu yönde beklenti büyüktür. Toplumu iyi anlamayan yönetimlerin uzun ömürlü olamayacağı gerçeğini artık kabullenmeliyiz.