Kullanıcı Adı : Parola : Kayıt Ol  |  Şifremi Unuttum

8 yılda 12 kat artan arama faaliyetleri hız kesmeyecek


IPETGAS 2011’de konuşan Bakan Taner Yıldız:
8 yılda 12 kat artan arama faaliyetleri hız kesmeyecek

Petrol ve doğalgazda dışa bağımlılığı azaltmak için var güçle çalıştıklarını söyleyen Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, 8,5 yılda 12 kat artırılan arama faaliyetlerinden bir şekilde sonuç alınacağına inandıklarını söyledi. Petrol ve doğalgazda bütün arama faaliyetleri sonuçlanmadan söz söylemenin erken olacağını belirten Yıldız, “Dünyada arama faaliyetleri nasıl ısrarla devam ettiriliyorsa, biz de aynı şekilde, sorumluluk bilinci içerisinde yolumuza devam edeceğiz” dedi.

 

 

Aydın ARICIOĞLU/ANKARA

18. Uluslararası Petrol ve Doğalgaz Kongresi’nin (IPETGAS 2011) açılışına katılan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, bir kez daha petrol ve doğalgazdaki yüksek ithalat oranlarını düşürmeye kararlı olduklarını mesajını verdi. Bakan Yıldız, “Bu kaynakların yerli kaynaklar haline getirilmesiyle alakalı çabalarımızın her birinin ister kamu, ister özel sektör ayırımı yapmaksızın değerli olduğunun bir kez daha altını çizmek isterim” dedi. 8.5 yıl içerisinde 12 katına çıkardıkları arama faaliyetlerinden ümitli olduklarına işaret eden Bakan Yıldız, “Bütün bu arama faaliyetleri sonuçlanmadan, petrol ve doğalgazla alakalı matkabın ucu değmeden bir şey söylemek yanlış ve erken olur. Sorumluluk bilinci içerisinde tıpkı dünyada olduğu arama faaliyetlerindeki ısrarımızı devam ettireceğiz. Gerek Karadeniz’de gerekse Türkiye’nin dört bir yanında yürüttüğümüz faaliyetler de bu başlık altında değerlendirilmelidir” diye konuştu.
Türkiye'nin gelişimini sağlayabilecek yapının petrol ve doğalgaz kadar nükleer santrallerden de geçtiğini kaydeden Taner Yıldız, “Türkiye’nin 40 yıldır nükleerle ilgili iddiası var. Ama şu günlerdeki iddiasının daha anlamlı olduğunu söyleyebilirim” dedi. Elektrik üretiminde özel sektör payının yüzde 32-34’ten yüzde 52'ye kadar yükselmiş olmasının doğru yönde gidişin göstergesi olduğunu söyleyen Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı, bunun tek başına yeterli olmadığını belirterek şöyle sürdürdü: “Özel sektör payının minimum yüzde 75'ler civarına çıkarılması temel hedefimiz. Rekabetçi, kaliteli hizmetin alındığı ve verildiği, vatandaşımıza bunun olumlu oranda yansıdığı bir Türkiye görmek istiyoruz. Zaman zaman enerji sektörünün siyaset üzerinde, zaman zaman da siyasetin enerji sektöründe yük olduğu zamanlar olmuştur. Ama bu dönem içerisinde enerji sektörünün kamuya büyük oranda yük olmadığını göreceksiniz. Enerji sektörünün siyasete yük olmadığını, ulusal yapımıza artılar koyduğunu, takviyeler yaptığını belirtmek isterim. 2023 yılında Türkiye'nin dünyanın ilk 10 ekonomisi arasında bulunabilmesi için enerji arz güvenliği ve yedek kapasiteyle beraber kendi ayakları üzerinde durabilen, hatta koşabilen bir yapının oluşturulması gerekmektedir. Şu anda yaklaşık 50 bin MW civarında olan kurulu gücümüzün yanında lisanslanmış 50 bin MW’lık üretim kaynağının yapılma isteğinin de piyasalar tarafından satın alınmış olması son derece sevindiricidir. Bir o kadar da lisanslanmaya müracaat etmiş özel sektör yatırımı var. Demek ki kurulu gücümüzün iki katına çıkma isteğimiz piyasa tarafından üç katıyla satın alınmış durumda.”

“PETROLÜN VARİLİ YA 200 DOLAR OLURSA?”
BOTAŞ International Limited (BIL) Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Palaz, Kongre’nin ilk günü “Türkiye’nin Enerji Sorunları için Sürdürülebilir Çözüm Arayışı” başlıklı bir sunum yaptı. Günümüz şartlarında Türkiye’nin enerji ihtiyacının % 62-63 oranında petrol ve doğal gazdan karşılandığını anımsatan Palaz, bu ciddi bağımlılık oranının olası olumsuz etkilerine vurgu yaparak, “Petrolün varil fiyatı 200 dolar olduğunda Türkiye’nin ekonomisi ne olur? Bunu hesaplamalı, risklerimizi ona göre idare etmeli, ona göre tedbir almalıyız.” dedi. Palaz şöyle konuştu: “Kullandığımız petrolün %8.9’unu, doğalgazın da %2.8’ini kendimiz üretiyor, bunun dışında kalan miktarın tamamını ithal ediyoruz. Petrol ve doğal gaz tüketimimiz 2009’da krizden dolayı biraz azaldı, ama 2010’da tekrar yukarı doğru dönmeye başladı. Özellikle doğalgazda çok keskin bir tırmanış var ve bu tırmanışın devam etmesi bekleniyor. Dolayısıyla önümüzdeki on yıla ilişkin projeksiyonlarda yer alan tahmini rakamlar üzerinden hesaplandığımızda, Türkiye’nin bu ithalata harcayacağı miktar 501 milyar dolara ulaşıyor. Bu gerçekten son derece kritik bir rakam. Elimizdeki fırsatları iyi değerlendirerek en ucuz gazı tedarik etmek zorundayız. Hedeflerimizi gerçekçi olarak seçip bunların üzerine hararetle gitmemiz gerekiyor.”
Dünyada oynanan petrol oyununun farkında olduklarını, dolayısıyla tekerleği yeniden keşfetmek gerekmediğini söyleyen BIL Genel Müdürü Palaz, “Hedefimiz petrol ve doğalgazda bağımsızlığa adım adım gitmek ve sonunda Türkiye’nin kendi petrol ve doğal gazının büyük bölümünü Türkiye’de olmasa bile Türkiye’nin dışındaki sahalarda üretir hale gelmek” diye konuştu.
Palaz şöyle sürdürdü: “Petrol endüstrisinde uzun vadeli düşünmek gerekiyor. Karadeniz’de üç kuyu kazıldı, üçü de boş çıktı diyerek oradan çıkmak yok! Üç değil, otuz tane kuyu kazılacak ve bu şekilde devam edilecek... Ta ki bulana kadar... Çünkü elimizdeki bütün bilimsel veriler bize orada petrol sisteminin hazır olduğunu, olabileceğini gösteriyor. Bunların hepsi uzun soluklu işler. Yurtiçi aramalara ilaveten uluslararası sahada daha çok arama yapma konusunun üzerine de gitmemiz gerekiyor. Bunun için iyi takımlar oluşturmak lazım. Yurtdışında ve özellikle ABD’de yaşayan, bu konuda yetişmiş, çok becerikli, dünya çapında tanınan Türklerin sayısı bir hayli fazla. Bunlar için cazip tekliflerle ortaya çıkarak bir ortam yaratılması lazım. Ayrıca bu insanlara uygun bürokrasiden arındırılmış ortamlar, hızlı karar verebilen mekanizmalar oluşturulması da şart.
Türkiye açısından bir diğer önemli sorunun da entegrasyon eksikliği olduğuna dikkat çeken Palaz, yurtdışında taşıma şirketlerinin ayrı, upstream şirketlerinin ayrı masalara oturduğunu anlattı. Palaz, “100 bin varil petrol üreten upstream şirketimiz, her biri günde 2 milyon varil üretim yapan şirketlerin karşısında, onlarla yarışmaya çalışıyor. Dolayısıyla yurtdışında upstream- midstream- downstream entegrasyonunun vereceği güçten faydalanabilmemiz büyük önem taşıyor. Elimizdeki kaldıraçların artırılması, örneğin özellikle coğrafyamızdan kaynaklanan, taşımacılığın bize verebileceği kaldıracı upstream’de kullanabilmemiz lazım. Bu entegrasyonun sağlanması halinde yurtdışında, özellikle de komşu ülkelerde birçok fırsatlara başka kimsenin giremeyeceği avantajlarla girebiliriz” diye konuştu.  


YÜKSEK TALEP ARTIŞI HEM SORUN HEM DE ŞANS

İzmir Ekonomi Üniversitesi Araştırma ve Lisansüstü Politikalar Direktörü - eski Cumhurbaşkanlığı Enerji Danışmanı - Volkan Ediger de, Kongre kapsamında yer alan “Türkiye’nin Enerji Politikaları” başlıklı panelde, enerjideki yüksek talep artışının Türkiye’nin bir numaralı sorunu, ama aynı zamanda ülkeyi kalkınmış ülkeler arasına taşıyacak önemli fırsatlardan biri olduğunu söyledi. Türkiye’nin birincil enerji tüketimindeki artışın 1950’den bu yana ortalama %4.8 olduğunu, bunun dünyadaki en hızlı artışlardan biri olduğunu ve yaklaşık olarak gayrisafi milli hasıla (GSMH) artış oranına denk düştüğünü belirten Ediger, “Kalkınmakta olan ülkelerde GSMH artış hızıyla birincil enerji artış hızı aşağı yukarı paraleldir. Ülkenin kalkınmış ülke olduğunu gösteren belli bir tepe noktasına ulaşıncaya kadar da bu devam eder. Dolayısıyla bizim enerji talebimizde bir süre daha %5 civarında bir artış olması beklenmelidir” diye konuştu. Elektrik enerjisi talebinde 1950 - 2009 arası ortalama %9.9, son 30 yılda ise %8 dolayında bir artış yaşandığını dile getiren Ediger, bu orandaki bir talep artışının “her on yılda bir kapasitenin ikiye katlanması” gerekliliği anlamına geldiğini söyledi. Ediger şöyle konuştu:
“Örneğin bugün 40 bin MW’lık bir kurulu gücünüz varsa, 10 sene içinde bunu 80 bin MW’a çıkarmanız lazım. Bu da 40 bin MW’Lık bir ilave güç demektir. Dolayısıyla her yıl 4 bin MW’lık kapasite geliştirmeniz gereği ortaya çıkar. Bu da aşağı yukarı 6-7 milyar dolarlık bir yatırım demektir ve bu miktar devlette bulunmamaktadır. Onun için de özel sektör ile yeni arayışlara girmemiz lazım. Yani özetle, birinci sorunumuz enerji talep artışımızın çok hızlı olması. Ama bu aynı zamanda Türkiye için bir fırsat anlamına da geliyor. Çünkü Türkiye’ye enerji tüketim kapasitesini geliştirme yeteneği veriyor. Ve gerçekten Türkiye bu talebi başarıyla karşılayabilen ender ülkelerden bir tanesidir. Örneğin 1992 yılından günümüze kadar, son 16 yılı esas alacak olursak, Türkiye birincil enerji kapasitesini artırma imkan ve kabiliyeti açısından dünyada 7. sıradadır. Aynı dönemle ilgili hesaplama sonucunda bir numarada bulunan Çin, birincil enerji kapasitesini %191 oranında artırmıştır. İkinci sırada İran, arkasından Hindistan, Endonezya, Tayvan, Güney Kore gelmektedir. Türkiye de bunların ardından %84’lik oranla gelmektedir. Yani sözünü ettiğimiz dezavantaj ülkeler için aynı zamanda önemli bir avantaj haline de gelebilmektedir.” 

PARADİGMALAR DEĞİŞTİRİLMELİ!

Kongre katılımcılarından, Makine Mühendisleri Odası Enerji Danışma Grubu Başkanı Oğuz Türkyılmaz ise, Türkiye’nin enerji talebiyle ilgili geleceğe yönelik tahminlerde sorunlu noktalar da olduğunu, bazı çevrelerin “belli enerji kaynaklarına dayalı santral yatırımlarını gerekçelendirmek amacıyla” manipülatif yüksek talep beklentileri dile getirdiklerini söyledi. Türkiye’nin enerjideki büyük sorunu olan dışa bağımlılığın ancak Türkiye’nin kendi potansiyelini değerlendirmesiyle azaltılabileceğini ifade eden Türkyılmaz, bunun için de yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelik düşmanca tavrın değişmesi gerektiğini söyledi. Türkyılmaz şöyle sürdürdü: “Herşeyden önce bir paradigma değişimi gerekiyor. Ben, ‘Rüzgarda 20 bin MW kullanılabilir potansiyelimiz var’ tezini kabul etmiyorum. Bugünkü şartlarda evet; 15-20 sene için 20 bin MW kullanabilirsiniz, ama teknoloji gelişiyor, talep tahminlerini çok önceden yapmak, üç gün sonra esecek rüzgarı bugünden tahmin etmek imkanları var. EİE bünyesinde bununla ilgili merkez kuruldu. Bugün Türkiye’de bile bunu yapabiliyoruz. Bu imkan varken, ‘Efendim şebekeme % 5’ten fazla rüzgar bağlanamaz!’ diyemezsiniz. Almanya’nın toplam elektriğinin % 20’sini pekala rüzgardan sağladığı anlar oluyor. Türkiye’de kurulu güç şu anda 50 bin MW’ı geçti, yapım aşamasında 30 bin 497 MW tesis var ve ‘başvuru, uygun bulunma, değerlendirme’ aşamalarındaki lisansların toplamı da 61 bin 374 MW... Yani mevcut kurulu güce ek olarak lisans sürecindeki bütün başvurular sonuçlandığında ulaşacağımız kapasite 141 bin 800 MW’ı buluyor. Bu kapasiteye ulaştığınızda 20-25 bin MW rüzgarı da pekala sisteminize bağlayabilirsiniz. Öte tarafta hidrolikte 45 bin MW kapasitemiz var, %36’sını (16 bin 159 MW) kullanıyoruz. İnşaatı süren bir bu kadar var. Üçte biri ise yatıyor, değerlendirilmeyi bekliyor. Güneşte 380 milyar kWh elektrik üretim potansiyeli var. 380 milyar kWh elektrik üretmek için 288 bin MW kapasite kurabiliriz... Jeotermal kaynaklardan elektrik üretim potansiyelimiz 1000 MW... Kurulu gücümüz ise onda biri; yani 100 MW... Biyoyakıtlarda 4 bin MW’lık kapasiteden bahsediliyor, kurulu gücümüz 100 MW’ın altında... Diğer taraftan TKİ’nin son araştırmaları, kömürde 25 bin MW kurulu güç kapasitemiz olduğunu gösteriyor. Biz şu anda bunun % 34’ini (8536 MW’ını) ancak kullanıyoruz. Eğer biz sözünü ettiğim bu paradigma değişikliğini yapar ve yerli-yenilenebilir enerji kaynaklarına ağırlık vermeyi sadece söylem düzeyinde değil, eylem düzeyinde de politika haline getirirsek, Türkiye’nin elektrik üretiminde ve birincil enerjideki dışa bağımlılığını yok edemesek bile doğal gazın payını bugünkü %46’lık orandan kademeli olarak önce %40’lara, sonra %35’lere, nihai hedef olarak da %25-30 aralığına çekebiliriz. İthal kömürün payı bugünkü gibi %5-10 aralığında kalabilir, yerli kömürün payı %25, hidroliğin payı da %25 olur. Diğer yenilenebilir enerji kaynaklarıyla da (rüzgar, güneş, biyoyakıt, jeotermal ile de) kalan %15’i karşılarsınız... Elbette bu akşamdan sabaha değil, 20-30 yıllık bir zaman diliminde gerçekleşecek bir şey. Akıllı politikalarla bunu sağlayabiliriz.”



Yorumlar
Yorum Ekle