Kullanıcı Adı : Parola : Kayıt Ol  |  Şifremi Unuttum

'Türkiye’nin enerji tüketiminde MAZERETİ OLAMAZ’


Türkiye’nin dünya enerji politikalarındaki değişimlerden biraz daha bağımsız olarak enerji kaynaklarını çeşitlendirmek ve öncelikle yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanmak adına değişmeyen çizgisini 8.5 yıldır sürdürdüğünü söyleyen Enerji ve Tabii kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, “Türkiye, son 12 ayda elektrik tüketim talebinde %10,9’luk bir artış yaşadı. Türkiye Antartika bölgesinde değil, enerji kaynakları ile ilgili yoğunlaşılan bir bölgededir” dedi. Bakan Yıldız, bu nedenle Türkiye’nin enerji tüketimi ile ilgili en ufak bir aksaklığa mazereti olamayacağının altını çizdi.

 

Sektörel Fuarcılık tarafından, İstanbul’da bu yıl 17’ncisi düzenlenen ICCI 2011 – Uluslararası Enerji ve Çevre Fuarı ve Konferansı 15-17 Haziran tarihleri arasında İstanbul Fuar Merkezi’nde gerçekleşti. Özel sektör ve kamu temsilcilerinin enerji sektörünün tüm bileşenlerinin mevcut durumunu ve geleceğe ilişkin öngörüleri masaya yatırdığı ICCI’ın açılışını ise Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız yaptı. Türkiye'nin dünya enerji politikalarındaki değişimlerden biraz daha bağımsız olarak enerji kaynaklarını çeşitlendirmek, öncelikle yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanmak adına değişmeyen çizgisini 8,5 yıldan bu yana sürdürdüğünü söyleyen Bakan Yıldız, enerjide ciddi bir değişim, dönüşüm ve gelişim gösterildiğine işaret etti. Bakan Yıldız, Türkiye’nin 12 ayda yüzde 10,9'luk elektrik tüketim talebi artışının altını çizerek, her ülkenin şartlarının farklı olduğunu, bu rakama 8 yılda ulaşan gelişmiş ülkelerin bulunduğunu anlattı. Bakan Yıldız şöyle konuştu:  “Onların enerji kaynaklarına bakış açısı ile Türkiye’nin bakış açısı mutlaka farklılık arz etmek zorundadır. Türkiye Antartika bölgesinde değildir. Türkiye enerji kaynakları ile ilgili yoğunlaşılan bir bölgededir. 2015 yılı projeksiyonu; Türkiye'ye sınır olan ülkelerin ekonomik büyüklüğünün ancak Türkiye kadar olabileceğini gösteriyor. O yüzden Türkiye'nin her konuda mazereti olabilir ama enerji tüketimi ile ilgili en ufak bir aksaklığa mazereti olamaz. Bu nedenle hemen yakın süreçte 3 milyar ton civarında yerli kömürün elektrik üretimi ile ilgili kaynak olarak kullanılmasında özel sektörün önü açılacaktır. Yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarıyla ilgili lisans alanların üretime geçmesinden tutun bütün kaynakları 2023 yılına kadar mutlaka harekete geçirmiş olmamız lazım.”
Türkiye'nin büyüme hızının yerli kaynakların üretimdeki büyüme hızından daha yüksek olacağına dikkati çeken Bakan Yıldız, “İşte o zaman nükleer güç santrallarıyla alakalı başından beri kurguladığımız ve doğru olduğuna inandığımız bir noktadayız” dedi. Dünyadaki 30 ülkenin 2'si haricinde nükleer güç santralleriyle ilgili bakış açılarını değiştirmediğini anımsatan Yıldız, bu iki ülkenin de söylemlerini 3 yılda 3 kez değiştirdiğini söyledi.

 

ARTIK TÜRKİYE, ESKİ TÜRKİYE DEĞİL!
İnandıkları gerçekleri ve doğruları sektör ve kamuoyuyla paylaşmaktan çekinmediklerini vurgulayan Bakan Yıldız, Türkiye'nin büyüme hızına ulaşabilen dünyada üç ülke olduğunu söyledi. Türkiye’nin büyüme hızlarını karşılayabilecek, enerjideki arz güvenliğini, bütün enerji kaynaklarıyla birlikte çevreye duyarlı olarak ve çevre hassasiyetini kaybetmeden korumak ve kollamak durumunda olduğunu ifade eden Bakan Yıldız sözlerini şöyle sürdürdü: “Dünyada 26 santral ömrünü tamamladı ve kapatılması gerekiyor. Bu santrallerin, yapımı devam eden 69 tane inşaatı engellememesi gerekli. Aslında Türkiye ne istediğini gayet iyi bilmektedir. O hedefleri doğrultusunda çalışmalarını sürdürüyor ve güvenlikle ilgili kat sayıları artırarak ileri teknolojiyle ilgili uygulamalara geçmek durumundadır. Artık Türkiye eski Türkiye değildir.”
Elektrik dağıtım ve üretim hizmetlerindeki özelleştirmelerle ilgili politikalarının devam edeceğini belirten Bakan Yıldız, aynı şekilde ithal edilen petrol ve doğalgazın gelişen teknoloji ile birlikte yerli kaynaklar haline gelmesiyle ilgili çalışmaların da süreceğinin altını çizdi. EPDK'ya yapılan 120 bin megavatlık lisans başvurularının siyasi istikrara duyulan güvenin özel sektör tarafından satın alınması anlamına geldiğini söyleyen Yıldız, bu konuda kamunun üzerine düşeni her zaman yaptığını bundan sonra da yapacağını kaydetti.

 

TOPAL ELEKTRİK SEKTÖRÜNÜN HEMEN AYAKLANMASI LAZIM
 “Yatırımcı Perspektifinden Enerji Piyasası” başlığıyla düzenlenen panelde ise Limak Yönetim Kurulu Başkanı Nihat Özdemir ve Polat Enerji Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Polat özel sektörün enerji sektöründen beklentilerini masaya yatırdı. Y
enilenebilir enerji kaynaklarına yatırım yapmaya devam edeceklerini belirten Adnan Polat, bu alandaki yatırım süreçlerinin yavaş işlemesini eleştirdi. Yatırım süreçlerindeki üç önemli konuya dikkat çeken Polat, yenilenebilir enerji alanların yeşil sertifikalandırma uygulamasına başlanmasının gerektiğini savundu. Polat, EPDK ve Enerji Bakanlığı’nın lisans alma kriterleriyle ilgili uygulamalarının önemli olduğunu ve yüzde 100 yerli katkısı konusunda gerekli bazı revizyonların ve düzenlemelerin yapılması gerektiğine işaret etti.
Limak Holding Yönetim Kurulu Başkanı Nihat Özdemir ise konuşmasında Türkiye’nin enerji borsası kurulmasında geç kaldığına inandığını ifade ederek, elektrik sektörünün topal bir halde olduğunu, kısa zamanda yürümeye başlaması hatta koşması gerektiğini söyledi. Devletin elektrik konusundaki özelleştirmeleri bir an önce tamamlaması gerektiğine dikkat çeken Nihat Özdemir, devletin özel sektörle rekabet etmemesi gerektiğini de kaydetti. Özdemir ayrıca Türkiye’nin 2023 yılındaki enerji ihtiyacını karşılamak için en az 4 adet nükleer enerji santraline ihtiyaç olduğunu ve devletin bu santraller için 2011 yılında ihale açması gerektiğine inandığını belirtti.
Toplantının moderatörlüğünü üstlenen Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Selahattin Çimen ise enerji sektöründeki yatırımcılara daha farklı enstrümanlar sunmak adına çalışmalar yaptıklarını, enerji borsasının hayata geçirilmesinin de Enerji Bakanlığı’nın yol haritasında bulunan bir proje olduğunu belirtti.

 

DSİ, HES ÖDENEKLERİNİ DOĞRU KULLANAMADI!

 

ICCI 2011’in ikinci gününde Hidroelektrik Santralleri Sanayi İşadamları Derneği (HESİAD) tarafından düzenlenen özel panelde ise hidroelektrik santrallerinin Türkiye’deki durumu tartışıldı. HESİAD Yönetim Kurulu Başkanı Fahrettin A. Arman’ın açılış konuşmasıyla başlayan panelin oturum başkanlığını Dünya Enerji Konseyi Türk Milli Komitesi Başkanı Süreyya Yücel Özden yaptı. Panelde konuşan ETKB Enerji İşleri (Emekli) Genel Müdürü Budak Dilli, “Türkiye’de Hidroelektrik Potansiyelinin Değerlendirmesine Yönelik Politikalar ve Hedefler” konulu sunumunda devletin kalkınma politikalarında planladığı elektrik üretimi oranlarının yaşanan ekonomik ve diğer problemler yüzünden istenildiği düzeye ulaşamadığını belirtti. Bunun yanı sıra değişen konjonktür ile beraber kamu yükünün azaltılması adına özel sektörün de devreye girmesinin öngörüldüğünü sözlerine ekleyen Dilli, “Bugüne kadar HES’ler için DSİ’ye verilen ödenekler doğru bir şekilde kullanılmamıştır. 2002’de Dünya Bankası’ndan alınan 200 milyon kredi doğru bir şekilde kullanılsaydı, 700 milyon dolarlık yatırım elde edildi” dedi.

ERE Enerji’den Yüksek Mühendis N. Nadi Bakır ise Türkiye’nin yüksek potansiyeline rağmen DSİ’nin kuruluşundan itibaren yıllık 200 MV üretim yaptığını söyledi. Bakır şöyle devam etti: “Üretim için özel sektörün teşvik edilmesi gerekmektedir, eğer özel sektöre fırsat verilirse üretime önemli katkı sağlayacaktır. Son zamanlarda tartışma konusu olan HES’lerin genel özellikleri göz önünde bulundurulduğunda yararları zararlarından oldukça fazladır. Örnek olarak; ekonomik açıdan Türk özel sektörünün gelişmesi ve çevreye verecek zararların minimum seviyede olmasını gösterebiliriz.”

Birecik HES’ten Sami Sevinç de HES konusunda söylenenin aksine Türkiye’de yeterince planlı bir program ve stratejiler olduğunu belirtti. 2023 yılına kadar gerekli çalışmalar yapıldığı takdirde elektrik üretiminde önemli artışlar sağlanabileceğine işaret eden Sevinç, “Yağışların çok olması üretimin de iyi olacağı anlamına gelmiyor. Önemli olan elde edilen suyun iyi bir şekilde üretime çevrilmesidir. 2003 ve 2004 yılında özel sektörde önemli gelişmeler oldu burada biriken finansın akışı ve proje portföyünün etkisi oldukça fazlaydı, ama bu gelişmelerin kimseyi hayalperestliğe sürüklememesi gerekir” diye konuştu.

HES’lerde yaşanan problemlerin sanıldığı gibi HES’lerin kurulduğu yerlerle, ağırlıklarıyla ve çevreden gelen engeller yüzünden yaşanmadığını vurgulayan Bereket Enerji’den Ceyhan Saldanlı sorunların yatırımcıların kendi aralarındaki problemlerden kaynaklandığının altını çizdi.

 

YÜKSEK REKABET GÜCÜ İÇİN NÜKLEER DE ZORUNLULUK!

Düzenlediği özel panelde enerji sektörünün önde gelen temsilcileriyle nükleer enerjiyi masaya yatıran MÜSİAD, önümüzdeki 20 yıl boyunca
Türkiye’nin enerji ihtiyacının yıllık %6.6 artacağı gerçeğiyle değerlendirildiğinde, yatırımların güvenliğini sağlamak ve rekabet gücünü artırmak için nükleer enerjinin bir tercih olmaktan çıkarak zorunluluk haline geldiğinin mesajını verdi. MÜSİAD, nükleer enerjiyle ilgili tüm parametreleri dikkate alarak, atılacak adımlardan en makul, en verimli ve en güvenli olanının seçilmesi ve alınan kararların ivedilikle uygulanması gerektiğini aktardı.
Panelde konuşan Prof. Dr. Beril Tuğrul özellikle teknolojik etkenler kapsamında Türkiye’nin nükleer santralinin kurulması için yeterli teknolojik alt yapıya sahip olmadığını ve AB gelişmişlik seviyesine ulaşmak istiyorsa gerekli alt yapıyı sağlayıp gecikmeden nükleer santraller kurmak zorunda olduğuna dikkat çekti. Prof. Dr. Kamil Kayabalı ise Türkiye’nin deprem fay hatları üzerinde bulunduğunun yadsınamaz bir gerçek olduğunu vurgulayarak, bu durumun nükleer santrallerin kurulması için engel olmadığını söyledi. Kayabalı,“Eğer öyle olsaydı Japonya gibi depremlerin en çok yaşandığı ülkede 54 adet nükleer santral kurulmazdı. Türkiye’de kurulması planlanan Sinop - İnceburun, Kırklareli - İğneada ve Mersin Akkuyu nükleer santralleri bu depremin etkilerinden daha ziyade bu nükleer santral için lazım olan yakıt teminidir, çünkü orta/kısa vadede yakıt temini önemli bir sorundur. Türkiye’de kaynaklar doğru kullanılırsa yakıt temini konusunda önemli aşamalar kaydedebilir” dedi.
Santrali kuracak Rus şirketin Genel Müdürü Alexander Superfin ise  konuşmasında Türkiye’de nükleer santral kurulmasının hem Türkiye hem de yatırımcı için oldukça karlı bir girişim olacağını, nükleer santral inşaatının, ekonomik olarak istihdam sağlayarak yeni iş olanakları yaratacağını açıkladı. Superfin, “Nükleer enerji konusunda çalışmalar zamanında yapılacak, halk tesisleri ziyaret ederek tartışmalara katılabilecek ve çalışmaların maketlerini inceleyebilecek” dedi.

 

DANİMARKA 2050’DE FOSİL KAYNAKSIZ ENERJİ ÜRETİMİ HEDEFLİYOR
ICCI 2011 kapsamında, yenilenebilir enerji uygulamaları konusunda dünyada örnek ülkeler arasında gösterilen Danimarka için de özel bir oturum düzenlendi. Oturumda konuşan Danimarka’nın Türkiye Büyükelçisi Ole Egberg Mikkelsen, ülkenin son 40 yılda yüzde 70 büyüme gösterdiğini ancak enerji verimliliğine yönelik çalışmalarla enerji tüketiminin aynı kaldığını söyledi. 
2050 yılını hedefleyerek bir enerji stratejisinin oluşturulduğunu söyleyen Mikkelsen, tüm planların yenilenebilir enerji kaynakları odaklı olduğunu  kaydetti. 1970-2000 yılları arasında ülke ekonomisinin yüzde 70 büyüdüğünü, buna karşın aldıkları önlemlerle enerji tüketim miktarının değişmediğini söyleyen Mikkelsen, bu noktada enerji verimliliğinin ve enerjinin doğru kullanılmasının çok önemli olduğunu aktardı.
Danimarka Enerji Ajansı Başkanı Anders Hassalange ise 1973-74 yıllarında yaşanan petrol krizi ile birlikte ülke olarak enerji konusunda alternatif aradıklarını ve bu andan itibaren yenilenebilir enerji ve özellikle de rüzgar enerjisine yöneldiklerini dile getirdi. Hassalange, “Toplam enerji üretimimizin yüzde 20’si şu an rüzgardan üretiliyor. Bu oranı iki katına çıkaracağız. 2050 yılına yönelik enerji stratejimiz içinde ise petrol, gaz gibi fosil yakıtlardan sağlanan enerjiden tamamen bağımsız olmaya odaklandık. 2050 için yüzde 100 yenilenebilir enerji ve sıfır karbon emisyonuna ulaşmayı hedefliyoruz” dedi. Bu hedefe ulaşmada enerji verimliliğinin ve enerji dağıtım sisteminin çok önem taşıdığını söyleyen Hassalange, “Enerji santrallerimizi büyük şehirlerin yakınına kurarak, hem verimli enerji sunuyoruz hem de ısıtma imkanı sağlıyoruz. Öte yandan enerji çeşitliliği çok önemli. Rüzgar biyoenerji, atık ve güneş enerjisinden önemli ölçüde yararlanmayı hedefliyoruz. Rüzgar ise öncelikli alanımız. Önümüzdeki dönem için 26 yeni rüzgar türbini parkı belirledik. Bu konuda üreticilerimize sabit fiyat garantisi veriyoruz, teşvikler sunuyoruz ve bu pazarın gelişmesini sağlıyoruz” diye konuştu.



Yorumlar
Yorum Ekle