Kullanıcı Adı : Parola : Kayıt Ol  |  Şifremi Unuttum

Frost&Sullivan küresel çaptaki araştırmasını yayınladı: Türkiye 10 yılda güneşi fethedecek!


 

Dünyanın önde gelen büyüme danışmanlığı ve araştırma kuruluşlarından Frost ve Sullivan’ın küresel çapta gerçekleştirdiği araştırmaya göre, Türkiye yenilenebilir enerji kaynaklarıyla parlak bir gelecek vaat ediyor. Rüzgar ve jeotermal enerjide önemli bir gelişme kaydeden Türkiye güneş enerjisi alanda ise “yeni” ülkeler arasında sıralanıyor. Düzenlemeler ilgili eksikliğin tamamlanması halinde bu alandaki yatırımların da hız kazanacağı vurgulanıyor.

 

 

Frost&Sullivan’ın yaptığı araştırmaya göre önümüzdeki 10 yıl içinde yenilenebilir enerji pazarında hızlı bir büyüme bekleniyor. Hidroelektrik dışında rüzgar, güneş, biyokütle ve jeotermal gibi yenilenebilir enerji kaynaklarının 2010 yılında %3,6 olan küresel payının 2020 yılında yüzde 7,7’ye, 2030 yılında ise yüzde 12.6’ya yükselmesi öngörülüyor. Araştırmaya göre enerjide dışa bağımlılığın yatırımcıları alternatif üretim yollarına yönelttiğine Türkiye’de, rüzgar, güneş, biyokütle ve jeotermal kaynakları büyük bir ilgi görüyor. 2023 yılı itibariyle Türkiye pazarında yenilenebilir enerji alanında gözle görülür bir artış kaydedileceğine dikkat çeken araştırmada, gelecek yıllarda Türkiye’de enerji ihtiyacının %6-8 arası artış göstermesine paralel olarak, siyasetçilerin kendi kaynaklarından elde edebilecekleri büyük potansiyele kayıtsız kalmayacakları vurgulanıyor. Türkiye güneş enerji alanında ise “yeni” ülkeler arasında gösteriliyor. Yatırım yapmak isteyenlerin mevcut olduğu, ancak tamamlayıcı düzenlemelerin eksikliğinden dolayı henüz dikkat çekici bir gelişme görülmediğine dikkat çekilen araştırmada, düzenlemelerle ilgili eksiklerin tamamlanması ile güneş enerjisi yatırımlarının hız kazanacağına kesin gözüyle bakılıyor. Bu alanda Türkiye’nin sahip olduğu büyük potansiyelin pazarı her açıdan cazip kıldığı belirtiliyor. Türkiye’nin rüzgarda 2010 yılı itibariyle 1266 MW’lık kapasiteyle gelişmiş bir pazara sahip olduğu belirtilen araştırmada, bu alanda 2023 yılında 20.00 MW’lık kapasiteye ulaşılması arzusunun, bürokratik çevrelerde oldukça iyimser bir hedef olarak değerlendirildiği aktarılıyor. Rüzgar enerjisi alanında karşılaşılan temel zorluklar ise; uzun süren lisanslandırma süresi ve buna bağlı olarak uygulamadaki projelerde yapılan değişiklikler olarak gösteriliyor. Jeotermal enerjide 600 MW’lık elektrik üretim potansiyeli ile AB ülkeleri arasında 1., dünya ülkeleri arasında 7. sırada bulanan Türkiye’nin bu alanda parlak bir gelecek vaat ettiği belirtilen araştırmada, bu alanda yüksek maliyet ve kaynağın küçüklüğü yüzünden zorluk yaşayabileceği tahmin ediliyor. 2023 yılı itibariyle jeotermal enerji potansiyelinin tam kapasiteyle değerlendirmeye alması planlanıyor.

RÜZGARDA YATIRIM PATLAMA YAPACAK

 

Araştırmaya göre rüzgar enerjisine yatırım dünya genelinde patlama yapacak. Frost & Sullivan’ın öngörüsüne göre bu patlama yalnızca Çin’in 10 yıl içinde kurulu rüzgar enerjisi gücünü neredeyse üç katına çıkarmasından değil, Hindistan ve Avrupa’daki altyapı yatırımlarının katkısıyla da sağlanacak. Kuzey Amerika pazarı ise düzenlemelerle ilgili canlılık yaşasa da kriz döngüsünü aşamayacak. Araştırmaya göre Avrupa’daki rüzgar enerjisi üreticileri ise Asya’dan gelecek rekabetçi baskıyı hissedecek ve sektörün yapısı önümüzdeki 5 yılda şirket birleşmeleriyle önemli bir değişim geçirecek.

Frost & Sullivan’a göre sermaye ve ekipman maliyetleri 2009 ve 2010 yıllılarında düşmüş olsa da projelerin karmaşık yapısından dolayı maliyetler yüksek olmaya devam edecek. Avrupa’da sektörün henüz yeni olmasından dolayı büyüme oranları düşük olsa da hala pek çok pazarda önemli fırsatlar mevcut bulunuyor. Kuzey Amerika’da ise teşviklere rağmen belirsizlik sürüyor ve yenilenebilir verimlilik standardı gibi uzun dönemli politikalar öngörülmüyor.

2005-2009 yılları arasında rüzgarda büyüme oranı %100’ü geçen Çin’de önümüzdeki dönemde de elektrik talebinin büyümesi ve yerli üreticiye destek anlamında rüzgar enerjisine olan ilginin artarak süreceğine kesin gözüyle bakılıyor. Hindistan pazarında ise büyüme yavaşlayacak

DAHA GÜNEŞLİ GÜNLER GELECEK

 

Güneş enerjisinin iyi bir büyüme yakaladığına vurgu yapılan araştırmaya göre, Batılı üreticiler için temel sorun Avrupa ve Kuzey Amerika pazarını hedefleyen Çinli üreticilerin artan egemenliği. Halihazırda Çin’de 200’den fazla güneş enerjisi ekipmanı üreten firma bulunduğu belirtilen raporda şu değerlendirmelere yer veriliyor: “Güneş enerjisi pilleri elektrik verimliliği açısından günümüzde yüzde 10 gibi çok düşük seviyeye sahip bulunuyor. Söz konusu oran geleneksel teknolojinin epey gerisinde kalıyor. Verimlilik düzeyinin artması ise yatırım olarak güneş enerjisini çekici kılıyor ve önümüzdeki 10 yılda ‘boya hassasiyetli’ (dye-sensitized) yeni nesil güneş enerjisi pilleri varolan teknolojilere rakip olarak boy gösterecek gibi görünüyor. Avrupa’da Almanya ve İspanya güneş enerjisinin global şampiyonları olarak öne çıkıyor, ancak finansal kriz teşviklere rağmen yeni yatırımların önünü kesmeyi başardı. İtalya’da tablo daha parlak olsa da burada da teşvikler azalma yönüne doğru gidiyor. Hindistan Güneş Enerjisi İnisiyatifi 2022 yılı için 20 GW’lık güneş enerjisi gücünü hedeflemiş durumda bulunuyor. Kuzey Amerika’da ise hem CSP (Concentrated Solar Power) hem de PV (Photovoltaic) için güçlü bir potansiyel söz konusu.”

HİDROELEKTRİKTE BÜYÜME YAVAŞ

 

HES’lerin sermaye yoğun olmaları ve geri ödeme süresinin uzunluğu nedeniyle yatırım açısından çekici olmadığına işaret edilen rapora göre, bu alanda daha çok kamu yatırım yapıyor. Raporda, Avrupa ve Kuzey Amerika’da birçok hidroelektrik santrali kullanım ömrünün sonuna gelindiğini, yeniden yapılandırılmadıkları takdirde kapatılacağı vurgulanıyor. Önümüzdeki süreçte HES’lere yönelik çevreci tepkilerin daha da artacağı belirtilen raporda, “Hidroelektrik alanında pazara Çin ekipman üreticileri hakim olacak. Avrupa’da ise Portekiz ve Avusturya yeni hidroelektrik santraller için en iyi fırsatları sunacak. Yeniden yapılandırma alanında Fransa ve Norveç öne çıkarken, bu ülkeleri İsveç ve Avusturya takip edecek” değerlendirilmesine yer veriliyor.

 

BİYOKÜTLE ‘BEN DE VARIM’ DİYOR

Kriz nedeniyle bir durgunluk yaşanan biyokütle pazarının Avrupa ve Kuzey Amerika’da sağlanan teşviklerle 2011 yılından itibaren gelişmeye başlayacağına işaret edilen raporda, “Öte yandan, biyokütlenin karşılayabileceği kesin olan sabit garantili geri dönüşlerin sağlanması ve projelerin finansman olanaklarının artması bu büyümenin temel nedenleri arasında gösteriliyor. Elektrik kadar ısı sağlanmasına da olanak veren Biyokütle, birçok hükümet tarafından yenilenebilir enerji kaynaklarına ulaşmada çekici bir alternatif olarak görülüyor. Birçok ülke bu alana yatırımı artırmak için teşvik mekanizmaları sunuyor. Danimarka, Polonya ve Hollanda gibi ülkeler biyokütlenin kömür yakmaktan çok daha ucuz olduğu gerçeğinden yola çıkarak hazırladıkları teşvik planlarıyla hareket ediyorlar” vurgusu yapılıyor.

 

 



Yorumlar
Yorum Ekle