Kullanıcı Adı : Parola : Kayıt Ol  |  Şifremi Unuttum

TÜREB’in düzenlediği toplantıda ‘yerli katkı payı’ teşviki tartışıldı




 

Aydın ARICIOĞLU/ANKARA

YEK Kanunu’nda geçen Aralık ayında yapılan değişiklik, “elektrik üretim tesisleri inşasında yurtiçinde imal edilmiş mekanik ve elektro-mekanik aksam kullanılması halinde, bu tesislerde üretilecek elektriğe ilave teşvik verilmesi” konusunu da yasa hükmü haline getirmişti. Bakanlık ve EPDK, yenilenebilir kaynaklara dayalı santrallerde üretilecek elektriğin alım fiyatına (tesis tipine ve kullanılan malzemeye göre farklılaşan miktarlarda) “yerli katkı payı” eklenmesi konusunda uygulama esaslarını belirlemek üzere çalışmaları sürdürürken, bununla ilgili yönetmelikte yer alması yararlı olabilecek hususlar, Türkiye Rüzgar Enerjisi Birliği (TÜREB)’in gerçekleştirdiği toplantıda tartışmaya açıldı.
Sektör mensupları, elektro-mekanik sanayi temsilcileri ve enerji bürokrasisini buluşturan toplantıyı yöneten Enerji İşleri Genel Müdürü Mustafa Çetin, Bakanlık olarak “yerli katkı payı”nı sadece yerli sanayi ürünleri için getirilen bir teşvik olarak düşündüklerini, makine ve teçhizat parçalarının yurtdışında imal edilip Türkiye’de sadece bir montaj bandı kurulmasını ‘yerli katkı’ olarak değerlendirmemek gerektiğini söyledi. Buna karşın, toplantıda hazır bulunan RES aksam ve ekipmanı üreticisi şirket temsilcileri ise, yerli katkı payı teşvikinden yararlanabilmek için “rüzgar santrali bileşenlerinin yüzde 100 Türkiye’de üretilmiş olması gerektiği” şeklindeki Bakanlık yaklaşımının bu teşviki uygulanamaz hale getireceğini savundular.

 

ASIL HEDEFİMİZ İSTİHDAM DEĞİL, İMALAT”

ETKB, Enerji İşleri Genel Müdürü Mustafa Çetin toplantıyı açış konuşmasında, yenilenebilir enerji santralleri kurulumu için gerekli parçaların montajı amacıyla Türkiye’de fabrikalar kurulmasının istihdama küçük bir katkısı olacağını, ancak Türkiye’nin asıl hedefinin bu parçaların tümünü Türkiye’de üretebilir duruma gelmek olduğunu söyledi. Çetin şöyle konuştu: “Türkiye’nin mevcut imkanları dahilinde neyi üretip, neyi üretemediğimizi yapılan bu tartışmalar sayesinde daha net görebilir hale geliyoruz. Dolayısıyla bu konuda kısa sürede yol alabileceğimizi düşünüyoruz. Getireceğimiz model, konuyu bürokrasiye veya işleme boğmayan basit bir model olacak. Günümüzde bazı ülkeler ‘yerli rüzgar kulesi ve kanat kullanmayan şirketlere lisans vermeme’ gibi bir yaklaşım geliştirmiş durumdalar. Biz de öyle yapacağız veya yapalım anlamında söylemiyorum, ama dünyada bu tür uygulamalar olduğunu da akıldan çıkarmayalım. Bugün sanayimiz olarak bunun ne kadarına hazırız, ne kadarına hazır değiliz; bir geçiş dönemi tanımak gerekiyorsa bu süre ne kadar olmalıdır konularında sektörel görüşlere ihtiyacımız var.”
ETKB Elektrik İşleri Etüd İdaresi Genel Müdürü Mustafa Kemal Büyükmıhçı da, yenilenebilir elektrik üretim tesislerinin kurulumu için gerekli mekanik ve elektro mekanik aksamın tamama yakınının yurtdışından ithal edildiğini kaydederek, “Yakıttaki ithal bağımlılığımızı azaltalım düşüncesiyle yenilenebilir kaynakları daha çok kullanmaya yöneldiğimizde bu defa da tesisleri ithal eder hale geliyoruz. O nedenle alacağımız ek önlemlerle bu tesislerin mümkün olduğu kadar yurtiçinde imalatını gerçekleştirmemiz lazım” diye konuştu.

 

İKİNCİL MEVZUATTA FAZLA DETAYA GİRİLMESİN!

Rüzgar santralleri için gerekli aksam ve ekipmanları üreten şirket temsilcileri ise, yerli katkı payı teşvikinden yararlanabilmek için “rüzgar santrali bileşenlerinin tamamının Türkiye’de imal edilmiş olması gerektiği” şeklindeki Bakanlık yaklaşımının bu teşviki uygulanamaz hale getireceğini belirttiler. Ürettiği türbinler Türkiye’deki RES’lerin önemli bölümünde kullanılan VESTAS’ın Türkiye Direktörü Mehmet Ali Neyzi, rüzgar kulesi ve kanat üretiminde tamamen yerlileştirmenin kısa sürede sağlanabileceğini, ancak hazırlanan yönetmelik taslağında “kule asansörü, kule merdiveni” gibi aksesuarlar açısından da yurtiçi üretim şartı getirilmiş olmasını doğru bulmadıklarını söyledi. İkincil mevzuatta çok fazla detaya girildiğinde teşviklerin uygulanamaz hale gelebileceğini, uygulama sürecinin uzayabileceği endişesi taşıdıklarını aktaran Neyzi şöyle sürdürdü:
“Yurtiçinde kule ve kanat üretiminde çok hızlı neticeye gidileceğini ümit ediyoruz. Zaten Türkiye’de kule üretimi birkaç senedir devam ediyor. Bizim bildiğimiz en az üç tane kule fabrikası var ve yakında muhtemelen bir-iki tane daha olacak. Dolayısıyla, gelecek sene Türkiye’de kurulacak santrallerin yarıya yakınının Türk kulesiyle yapılma ihtimali olduğunu söyleyebilirim. Bizim isteğimiz, bu fabrikaların kamunun uygun göreceği bir birim tarafından denetlenerek tescil edilmeleri ve bu şirketlerin kulelerine bu teşvikin bir an önce verilmesinin sağlanması... RES yatırımcısı o fabrikaların herhangi birinden kule aldığında bunu beyan etmesi ve bu beyana istinaden kuleleri kurulum noktasında kontrol edecek bir izleme sisteminin oluşturulması sonucunda, ilgili katkı payının santral devreye girdiğinde otomatik olarak verilmesi şeklinde son derece basit bir uygulama yapılabilir. Bu şekilde hiç olmazsa uygulamanın ilk adımı da atılmış olur ve herkes açısından moral olur.”

 

EN AZ İKİ YIL GEÇİŞ SÜRECİ TANINMALI

Almanya kökenli Türk türbin üreticisi NORDEX Türkiye’nin Genel Müdürü Ayhan Gök de, rüzgar kulesi içinde yer alan belli bileşenlerin Türkiye’de üretilmemiş olmasının, yerli katkı payı teşvikinden yararlandırmama gerekçesi olmaması gerektiğini söyledi. Gök şöyle konuştu.
“Türbin kulelerinde kullandığımız 40-60 mm. kalınlığındaki çelik saclar şu anda Türkiye’de üretilmiyor. Türbin içerisinde kullanılan merdivenler, asansörler, kabloların önemli bir kısmı da yurtdışından geliyor. Fakat bunların son şekli Türkiye’de veriliyor; bükümü, montajı, boyası burada yapılıyor. O yüzden bu tür tartışmaları açıkçası çok yersiz buluyorum. Kullandığımız ufak tefek bileşenlerin Türkiye’de üretilmemiş olması, teşvikten faydalandırmama gerekçesi olmamalı. Çünkü ben inanıyorum ki, en kısa zamanda kulelerin içerisinde kullandığımız sacların teknolojisi dahi Türkiye’de bir şekilde oturacak ve üretimine başlanacaktır. Bu malzemeler talep edildiğinde ve teşvik kapsamında tutulduğu takdirde en çok bir yıl sonra bu konuda gelişme kaydedilebilmesi mümkündür. Unutmayalım ki, hiçbir üretici o malı Türkiye’den aynı kalitede tedarik etme imkanı varken, lojistik ve gümrük masraflarına katlanarak yurtdışından getirecek kadar saf değildir. Dolayısıyla kule ve kanatların ikisini de yakın gelecekte %100 yerli olarak üretebiliriz diyebilirim. Biz de şirket olarak bunu yapıp, teşvikten de yararlanabildiğimiz takdirde Balkanlara, Ortadoğu’ya, Türki Cumhuriyetlere de bunların ihracatını yapmayı düşünüyoruz.”
Rüzgar türbininin diğer üniteleri arasında bulunan jeneratör ve güç elektroniği ile rotor ve nasel grupları için yurtiçinde üretim zorunluluğu getirilmesinin de sorunlara yol açacağını belirten Gök, “Bu alanlarda ne yazık ki yurtdışına bağımlıyız. Yüzlerce bileşenden oluşan ve henüz Türkiye’de hiç üretilmemiş teknolojilerden bahsederken, bunun tümü veya %60-70’i için Türkiye’de üretim zorunluluğu getirilmesi, ciddi aksamalara neden olacaktır” dedi. Gök şöyle sürdürdü: “Üstelik bu alanlarda bugün hiçbir türbin üreticisi kendi ürettiği malı kullanmıyor. Yani sağdan soldan ithal ettiğimiz bileşenleri monte ederek bir türbin üretiyoruz. O nedenle bu alanda en azından belli bir geçiş dönemi sağlanması taraftarıyız. Ben kanun yapıcının yerinde olsam türbinciye, “Türkiye’de istihdam yaratmak adına gel burada fabrikanı kur, hangi bileşeni nereden tedarik edeceğin de kendi bileceğin iş! Sana iki yıl süre! İki yıl sonra yurtdışındaki tedarikçilerini Türkiye’ye çekmiş olarak karşıma çıkacaksın!” derdim. Bu yönde düzenlemeler yapılarak mevzuat elverişli hale getirildiğinde, yönetim kurulu kararını almış ve en kısa zamanda Türkiye’de yatırımını gerçekleştirebilecek en az birkaç tane türbin üreticisi şirket bulunmaktadır. Biz de buna dahiliz. O nedenle, bu mevzuatın bir an önce çıkması değil, nasıl çıkacağı önemlidir.”

 

“YERLİ MALZEME HER BAKIMDAN TASARRUF SAĞLAYACAK”

Rüzgar kulesi ve kanat üretimi konusunda Türkiye’deki ilk yerli girişimcilerden olan ALKEG Grup’un Yönetim Kurulu üyesi Ali Kemaloğlu ise, günümüzde artık Türkiye’de dünyadaki sayılı türbin üreticilerinin ihtiyacı olan kule, kanat, jeneratör, dişli kutusu, elektrik ve elektro-mekanik aksam gibi bileşenlerin üretilebilir hale geldiğini söyledi. Kendilerinin de şirket olarak İzmir’de kurulu iki ayrı tesiste kompozit rüzgar kanadı ve çelik kule ürettiklerini, ayrıca rüzgar türbini montajı ve rüzgar ölçümleri kurulumu konusunda çalışmaları da bulunduğunu belirten Kemaloğlu, “Ülkemizde demir çelik, elektronik, kompozit gibi sektörlerde ulaşılan düzey, hem imalat hem de istihdam anlamında rüzgar türbini ve bileşenlerinin imalatı için gerekli altyapının hazır olduğunun kanıtıdır” dedi.
Sektörün Türkiye’de imalat açısından yeni olmasına karşın altyapısı ile her anlamda hazır olduğunun altını çizen Kemaloğlu şöyle konuştu: “Rüzgar santrali yatırımcıları 4-5 metre çapında, 20-30 metre boyunda, 50-80 ton ağırlığındaki parçaları yurtdışından getirirken büyük maliyetleri göğüslüyor. O nedenle bu parçaların Türkiye’de yaygın olarak üretilmesi her bakımdan önemli tasarruf sağlayacaktır. Bu entegre sanayi dalı önümüzdeki yıllarda sadece Türkiye’yi değil, çevre ülkeleri de içine alacak şekilde gelişecektir. Enerji Bakanlığı’nın 2023 yılına kadar rüzgar konusunda hedeflediği 20 bin MW’lık toplam kurulu güç, 20-25 milyar Euro’luk bir yatırıma karşılık gelmektedir. Bu noktada yerli bileşenlerin kullanımını teşvik eden yeni YEK Teşvik Kanunu’nu tam zamanında atılmış doğru bir adım olarak görüyoruz. Ve bu teşviklerin yenilenebilir yatırımcılarıyla birlikte imalatçılara da uygulanmasını bekliyoruz.”
Kemaloğlu diğer önemli beklentilerinin de bölgesel teşvikler ve kompozit kanat üretimine yönelik özel destekler olduğunu kaydetti.

 

KISA SÜREDE KİMSE MUCİZE BEKLEMESİN!

ALKEG Grup Yönetim Kurulu üyesi Ali Kemaloğlu, yerli katkı payında bir teşvik unsuru olarak değerlendirilen “yerli tasarım” konusunun kısa dönemde gerçekleşmesinin mümkün olmadığını da belirterek sebebini şöyle açıkladı: “Dünyanın rüzgar türbini ihtiyacı %80 oranında sektördeki 10 büyük türbin firması tarafından karşılanıyor. Bu firmaların hemen hepsi, kendi türbin ve komponent tasarımlarıyla üretim yapıyor. Dolayısıyla parça ısmarladıkları bizim gibi firmalardan da o tasarımlara uygun ürün istiyorlar. Yani sonuçta biz onlara uygun tasarımla üretim yapmak durumundayız. O nedenle yerli tasarım konusunun kısa dönemde gerçekleşmesi mümkün görünmemektedir. Yerli imalat tanımı yapılırken, bunun da mutlaka göz önüne alınmasını arzu ediyoruz. Ayrıca kullanılacak malzeme bakımından da tamamen türbin üreticisinin istediği normlara uymak zorundayız. Büyük türbin üreticileri onaylı hammadde üreticileriyle çalışmayı bize şart koşmaktadır. O normlara uygun akredite olmuş malzemeler de hep yurtdışında üretiliyor. Bu malzemelerin de zaman içerisinde Türkiye’de üretilip, türbin üreticilerinin onayından geçmesi gerekiyor. Dolayısıyla bu süreç biraz da türbin üreticilerinin kabullenebileceği standartlarda üretimin Türkiye’de yapılmasına bağlı. Bunun yapılabilmesine yönelik teşvikler getirilmesine de bekliyoruz. Sonuçta, bu malzemelerin türbin üreticileri tarafından kabul edilmesi için ‘belli bir dönem’ ithalat kaçınılmaz zorunluluk olarak görünmektedir.”

 

M. Ali Neyzi/Vestas

“Gelecek yıl Türkiye’de kurulacak santrallerin yarıya yakınının Türk kulesiyle yapılma ihtimali bulunuyor. Bizim isteğimiz, bu fabrikaların kamunun uygun göreceği bir birim tarafından denetlenerek tescil edilmeleri ve bu şirketlerin kulelerine bu teşvikin bir an önce verilmesinin sağlanması…”

Ayhan Gök/Nordex

“Kanun yapıcının yerinde olsam türbinciye, ‘Türkiye’de istihdam yaratmak adına gel burada fabrikanı kur, hangi bileşeni nereden tedarik edeceğin de kendi bileceğin iş! Sana iki yıl süre! İki yıl sonra yurtdışındaki tedarikçilerini Türkiye’ye çekmiş olarak karşıma çıkacaksın!’derdim.”

Ali Kemaloğlu / Alkeg Grup
“Türkiye’de Batı bölgelerinde bölgesel teşvikler uygulanmamaktadır. Oysa rüzgar yatırımları türbinlerin coğrafi yerleşimi gereği ağırlıklı olarak Batı illerinde yapılacaktır. Ayrıca özellikle kompozit kanat üretimi emek yoğun, istihdam yaratan bir sektör ve çevreci bir yatırım olduğu için özel teşvikler getirilmesi de yararlı olacaktır.”

 



Yorumlar
Yorum Ekle