Kullanıcı Adı : Parola : Kayıt Ol  |  Şifremi Unuttum

YASA ruhsat pazarlamacıları doğurdu

Uzun süredir tartışma konusu olan 2007 tarihli Jeotermal Kaynaklar ve Doğal Mineralli Sular Yasası’nın aksayan yönleri TMMOB Jeotermal Kongresi’nde enine boyuna tartışıldı.

 

Aydın ARICIOĞLU - ANKARA

Jeotermal enerji aranması ve kullanımına yönelik politikaların oluşturulmasına ve jeotermal kaynaklardan verimli bir şekilde yararlanılmasına katkı sağlamak amacıyla Ankara-MTA Kültür Merkezi'nde gerçekleştirilen TMMOB Jeotermal Kongresi, uzun süredir tartışma konusu olan 2007 tarihli Jeotermal Kaynaklar ve Doğal Mineralli Sular Yasası'nın aksayan bir dizi yönüyle tartışma masasına yatırılmasına vesile oldu. Jeofizik, Kimya, Maden, Makine ve Petrol Mühendisleri Odalarınca ortaklaşa gerçekleştirilen kongrenin açış konuşmasını yapan TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Soğancı, 13 Haziran 2007'de yürürlüğe giren Jeotermal Kaynaklar ve Doğal Mineralli Sular Yasası ile oluşturulan liberal yapının bir “ruhsat pazarı” oluşmasına neden olduğunu; bu alan hakkında hiçbir bilgisi olmayan kişilerin dahi, oluşan bu 'pazar'da nemalanmaya çalıştıklarını aktardı. Soğancı, “Bu konuda uzman tek kamu kurumumuz olan MTAistediği kadar ülkemizde jeotermal kaynaklardan elektrik üretmeye elverişli sahaların olası kapasitesinin ancak 2-3 bin megavat olduğunu duyuruyor olsun, ruhsat pazarlamayı iş edinmiş bazılarına göre yalnızca Bursa'da 6 bin megavatlık saha bulunmaktadır!” diye konuştu.

 

Maden İşleri (MİGEM) Genel Müdürü Mehmet Hamdi Yıldırım da, açılış oturumunda konuşmacılar arasındaydı. Hazırlayıcıları ve uygulayıcıları dâhil neredeyse herkesin eleştirdiği Yasa'da yapılabilecek değişikliklerin belirlenmesi amacıyla bir komisyonun çalışma halinde olduğu bilgisini veren MİGEM Genel Müdürü, yasanın bir “ruhsat pazarı” yarattığı eleştirilerine dolaylı yoldan hak vererek, “Jeotermalde ve tüm madencilik alanlarında birtakım ruhsatlarla ortaya çıkıp, 'Buradan şu kadar elektrik elde edilir. Şu kadar altın, şu kadar krom çıkarılır!' diyerek menfaat sağlamaya çalışan kişilerin önünü kesmenin yolu, 'rezerv güvenilirliği' sistemini kurmaktan geçiyor!” dedi. Yıldırım, bu sistem yakın gelecekte aktif hale geldiğinde, “Elimde maden var!” diyen herkesin belli akredite kuruluşların süzgeci ve denetiminden geçeceğini söyledi.


RUHSATLARIN BÜYÜK BÖLÜMÜ CİDDİYE ALINABİLİR NİTELİKTE DEĞİL

Daha önce jeotermal kaynaklarla ya da enerji üretim sektörüyle ilgili herhangi bir çalışma içinde olmadığı bilinen kişi veya kuruluşların ülkenin değişik yerlerinde yüzlerce arama ruhsatı edinebildiğini kaydeden TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Soğancı, mevcut “ruhsat yığını”yla pazarlanmaya çalışılan sahaların büyük bölümünün ciddiye alınabilir nitelikte olmadığını öne sürerek şöyle konuştu: ”Ne yazık ki yasa, ruhsat isteminde bulunan kişi ya da kuruluşların arama ve işletme açısından donanımlı ya da kararlı olmalarına bir ölçüt getirmemiştir. Yasa uygulayıcılarına, kişi ve kuruluşların bu kadar çok sayıda ruhsat edinmesi durumunda 'amacını ve ciddiyetini' sorgulama ve kanıtlatma araçlarını sağlamamıştır. Yasanın bu sorgulamayı olanaksız kılan bir başka zaafı da, İl Özel İdarelerini yetkilendirerek otoriteyi il sayısına bölmüş olmasıdır. İdarenin başvuru yapan kişi ya da kuruluşun ülkenin başka yerlerinde kaç tane ruhsat başvurusu olduğunu ya da kaç ruhsat edindiğini sorgulama ve bilme olanağı yoktur. Gerçekte, kayıtlar ve siciller tek merkezde, Ankara'da Maden İşleri Genel Müdürlüğü'nde (MİGEM'de) yapılmaktadır, ancak yasaya göre MİGEM yalnızca bir kayıt tutucu konumundadır; yorum yapma, yetki kullanma, sorgulama ve eleme yetkisi yoktur.” Jeotermal sistem yönetimi ve uygulamaların halen farklı kişi ve kuruluşların birbirini yok sayan program ve anlayışlarıyla yürütülmeye çalışıldığına dikkat çeken TMMOB Başkanı, yakın geçmişte sadece bir tek kurum tarafından işletilen sahalarda bile sorunlar yaşandığını, birçok sahada basınç ve sıcaklık koşullarının bozulduğunu vurgulayarak, “Yakında bir bölümünü bir kişinin, bir başka bölümünü bir başka firmanın işleteceği, belki üçüncü ya da dördüncü parçaları başkaları tarafından geliştirileceği sahaların başına neler geleceğinin kestirilmesi çok güçtür” dedi.

 

REZERV GÜVENİLİRLİĞİ SİSTEMİ PEK YAKINDA!

Jeotermal Kaynaklar ve Doğal Mineralli Sular Yasası'na ilgili yöneltilen eleştirilerde haklılık payı olduğuna değinerek söze giren Maden İşleri (MİGEM) Genel Müdürü Mehmet Hamdi Yıldırım, yasanın uygulama sürecini değerlendirmek ve problemli noktaları saptamak amacıyla MİGEM bünyesinde bir Komisyon oluşturduklarını, bu komisyonun yasada yapılabilecek değişiklikler üzerinde de çalıştığını belirtti. Yasanın yürürlüğe girmesinden sonra yapılan jeotermal arama ruhsatı başvurularında “patlama” olduğunu dile getiren MİGEM Genel Müdürü, “Son 1,5 yıl içerisinde İl Özel İdarelerine 2984 ruhsat müracaatı oldu, bunlardan 1280'i ruhsata dönüştü. Önceki dönemlerden gelen 1027 intibak ruhsatı da hesaba katıldığında şu an 2307 fiili arama ruhsatı bulunuyor. Neredeyse tüm maden ruhsatlarına denk diyemeyeceğim ama oraya doğru ilerliyoruz!” dedi. Türkiye'yi karış karış ruhsatlamanın kimseye faydası olmadığını, önemli olanın “gerçek anlamda sonuç alabilmek” olduğunu aktaran Yıldırım, bu doğrultuda hazırlık çalışmaları devam eden Rezerv Güvenliği Sistemi hakkında bilgiler aktardı: “Bu kadar çok ruhsat verilince, bu ruhsatlar içerisinde gerçekten aradığımız şeyin olup olmadığı netliğini kaybediyor. Hâlbuki bir yerde bir madenin ya da bir jeotermal kaynağın var olup olmadığını söylediğiniz zaman bunun bilimsel esaslar çerçevesinde güvenilirliğinin olması gerekir. Bunun için 'rezerv güvenilirliği' sisteminin kurulması ve etütten başlayarak bir firmanın ya da bir şahsın arama faaliyeti yaparken hangi aşamalardan geçeceğinin çok net kurallara bağlanması şart. Bu doğrultuda, hangi akredite laboratuvarların, hangi imzaların bu konuda geçerli olacağını tek tek belirleyen bir çalışma içerisindeyiz. 'Rezerv Güvenilirliği Sistemi' adıyla kurduğumuz komisyonumuz bu süreçlerin tamamını netleştirecek ve sonuçta bir yönetmelik çıkacak. Bu sistemi kurduğumuz zaman artık, 'Benim elimde şu maden var!' diyen kişi veya kuruluşa, 'Rezerv güvenilirliği sistemindeki gerekleri tümüyle yerine getirdin mi?' diye soracağız. Yerine getirilmemişse onun bir güvenilirliği, inanılırlığı olmayacak. Madencilik proje ve danışmanlık firmaları da bu işin bir parçası olacak. Bu firmalarda maden mühendislerimiz, jeoloji, jeofizik mühendislerimiz zorunlu olarak istihdam edilip profesyonel olarak çalışacaklar ve bunların atacağı imzalara güveneceğimiz bir sistem oluşturacağız.”

 

JEOTERMAL KAYNAKLARI KULLANALIM AMAABARTMAYALIM!

MTA Genel Müdürü Mehmet Üzer de yeni jeotermal kaynakların keşfi doğrultusunda kurum olarak yapılan çalışmalardan söz etti. ETKB'nin verdiği destek sayesinde aramacılıkta genel bir atılım yaşandığını, aynı durumun jeotermal için de geçerli olduğunu ifade eden Üzer, “MTA, jeotermal kaynakları bilimsel olarak araştırmaya ilk olarak 1962 yılında Balçova'da, 200 metre sondaj yaparak başlamıştı. Bu alanda bugün 220 bin metreye ulaşıldı. Dünyada 7'nci, Avru- ENERJİ pa'da 1'inci sıraya geldik. 31 bin 500 megavat teorik potansiyele sahibiz, bugün bunun 4 bin 400 megavatını görünür hale getirdik, bunun da %80'ini kullanıyoruz” dedi. Jeotermal kaynakları “zerresine kadar” kullanmak, ama abartmamak gerektiğini söyleyen MTA Genel Müdürü sözlerini şöyle sürdürdü: “Abartmamak gerekir, çünkü jeotermalin kapasitesi sınırlıdır. Elektrikte jeotermalden elde edebileceğiniz 1000 megavattır, en fazla 2000 megavat olur. Oysa bizim 2025 yılına kadar 56 bin megavata daha ihtiyacımız var. Dolayısıyla kalkınmamızı sürdüreceksek kömürlerimizi de, suyumuzu da nükleeri de değerlendirmek zorundayız. Nasıl ki genç bir insanın gelişip güçlenmesi için protein alması gerekiyor; kömürümüz ve suyumuz da ülkemizin 'proteini'dir. Yenilenebilir enerji kaynakları ise bu işin sosudur, süsüdür. Lezzet getirir, ama kurtarıcısı değildir. Bizim mutlaka proteinin peşinde koşmamız lazım. Biz aramalarda kömüre ve jeotermale öncelik verdik. Sonuçta jeotermalde belli bir yere geldiğimizi gerçekten sevinçle görüyoruz. Günümüzde jeotermalin geniş bir taraftar kitlesi var, ama ben aynı taraftarlığın kömüre de gösterilmesini istiyorum. Çünkü doğal şartlardan etkilenmeyen en önemli kaynaklarımızdan bir tanesi kömürdür, o yüzden lütfen kömürümüzün de üzerinde duralım. Ülke olarak yerli kömürlerimizi horladık, aramacılığını ihmal ettik. Ama son beş senede biz Bakanlığımızın talimatları doğrultusunda 510 bin metre kömür sondajı yaparak, 4,2 milyar ton daha kömür bulduk. Böylece kömür rezervimiz %50 artmış oldu. Kömürlerimizi elektrik üretiminde mutlaka kullanmamız gerekiyor. Bugün Almanya'da elektrik üretiminin %55'i, ABD'de %51'i kömürden yapılıyor. Yunanistan'da %70, Polonya'da %96, İngiltere'de %40 kömürden elektrik üretiliyor. Eğer kendi kömürünüz yoksa dışarıdan kömür alıp elektrik üretebilirsiniz. Ama kendi kömürünüz varken, 'temiz kömür' adı altında dışarıdan kömür alıp elektrik üretmeniz olmuyor, yakışık almıyor.” MTA'nın çok güzel düşünülmüş ve kurulmuş bir kuruluş olduğunu, ancak uzun yıllardır ihmal edildiğini dile getiren Genel Müdür Mehmet Üzer, “Tam kopmak üzere olan ipi bakanlığımız sayesinde yeniden güçlendirdik, aramalara yeniden başladık” diyerek, yapılan sondaj çalışmaları hakkında şu bilgileri verdi: ”MTA'nın yıllık sondaj metrajı 25-30 bin metreye düşmüştü. 20 sene devam etti bu... Türkiye'nin toplam sondajı da 50-70 bin metre/yıl civarında idi... Halbuki Kanada'da bir tek firma yılda 2.5 milyon metre sondaj yapıyor. Bizim bugüne kadar petrol, doğal gaz ve soğuk su olarak yaptığımız sondajın toplamı 18 milyon metreler civarında iken Kanada' da bir senede 14 milyon metre sondaj yapıldığını görüyoruz. Demek ki biz daha aramacılığın başındayız. Yaptığımız yeni çalışmalarla sondajımız yıllık 25-30 bin metreden 300 bin metrelere çıktı. Türkiye'nin toplam sondajı da 1 milyon metrenin üzerine çıktı. Bunun aslında yıllık 5 milyon metreye ulaşması gerekiyor. Jeotermalde MTA'nın bugüne kadar yaptığı toplam sondaj 220 bin metre, özel sektörle beraber hesaplandığında ise 270 bin metredir... %14'ünü görünür hale getirdiğimize göre, demek ki jeotermalde altı kat daha, yani 1,5 milyon metre civarında daha sondaj yapılması gerekiyor.”  



Yorumlar
Yorum Ekle