EPDK: Rüzgâr, hidrolik ve diğer yatırımcılarının birçoğu,
finansman sıkıntısı nedeniyle lisans almış projelerini hayata geçiremiyor. 14
bin MW hidrolik santral lisansı verdik, bugün itibariyle 2 bin MW'si işletmeye
girebilmiş. 3 bin 553 MW rüzgâr lisansı verdik, sadece 911 MW'si işletmeye
girmiş. Demek ki, 5346 sayılı YEK Kanunu ile ancak buraya kadar...
Yenilenebilir Enerji Kanunu Değişiklik Tasarısı'nda güneş enerjisi
yatırımlarına alım garantisi verilip verilmeyeceği konusu Türkiye Enerji
Zirvesi'nde netlik kazandı. Taslakta alım fiyatlarıyla ilgili çalışmaların her
bir kaynak için farklı limitler temelinde sürdüğünü söyleyen ETKB Enerji İşleri
Genel Müdür Vekili Mustafa Çetin, yeni fiyat mekanizmasıyla yatırımların önünün
açılacağını vurguladı.
Güneş enerjisi için
öngörülen 20-28 euro cent/kwh´lik fiyat yüzünden Ali Babacan´a takılan
Yenilenebilir Enerji Kanunu´nda değişiklik öngören tasarının yakın zamanda yeniden
gündeme gelmesi bekleniyor. Sektörde güneş enerjisine dair fiyatlandırmanın
yasa tasarısından tamamen çıkarılması yada sınırlandırılması yönünde
çalışmaların yapıldığı yönünde tahminler olsa da Ankara'da düzenlenen Türkiye Enerji
Zirvesi'nde ETKB Enerji İşleri Genel Müdür Vekili Mustafa Çetin'in yaptığı
açıklamalar bir nebze olsun beklentileri olumluya çevirdi. Güneş enerjisinden
üretilen elektriğin alım fiyatıyla ilgili herhangi bir düzenlemeye yer
verilmeyeceği söylentilerinin doğru olmadığını belirten Çetin, Bakanlığın taslaktaki
alım fiyatlarıyla ilgili çalışmayı her bir kaynak için farklı limitler
temelinde sürdüğünü dile getirdi. Alım fiyatlarının tam olarak hangi düzeyde
oluşacağı konusunun Meclis Genel Kurulu'ndaki görüşme sırasında verilecek
önergelerle somutlaşacağını kaydeden Çetin, getirilecek yeni fiyat
mekanizmasıyla yenilenebilir yatırımların kesinlikle yapılabilir hale
geleceğini söyledi. Çetin sözlerini şöyle sürdürdü: “Ülkemizde yılda 3 bin saatin
üzerinde çalışabilecek en az 48 bin MW ve 2 bin saatin üzerinde çalışabilecek
50 bin MW'ye yakın güneş kaynağı bulunduğunu öngörüyoruz. Alana
yerleştirilebilecek kurulu güç büyüklüğü ve iletim sisteminin yedek kapasite
ihtiyacı açısından güneş ve rüzgârın birbirlerine göre avantajlı ve avantajsız olduğu
durumlar var. Bizim yenilenebilirdeki ana amaçlarımızdan bir tanesi, doğalgazdaki
yüzde 44'e yakın dışa bağımlılığımızı azaltmak ve yurtdışına kaynak aktarımı
önlemek olduğuna göre; rüzgâr ile güneşin ekonomik dengeler açısından, geri
dönüşü açısından, bugünkü fiyat mertebeleri açısından birbirlerine göre artı ve
eksileri olduğunu gerçeğini de unutmamamız gerekiyor. Dolayısıyla Bakanlık olarak
şu anda kaynak çeşitliliği bazında, her bir kaynak için farklı limitler
temelinde fiyat çalışmamız devam ediyor. Yani rüzgârın veya güneşin nasıl bir
bant aralığı üzerinde olacağı konusunda çalışıyoruz. Getireceğimiz fiyatlarla
projeler kesinlikle ve kesinlikle yapılabilir hale gelecek fakat yüksek
garantiler vererek lisans ticaretine de prim vermek istemiyoruz.” Panelistlerden
İTO Enerji Komisyonu Başkanı Ata Ceylan ise, belli duyumlara dayanarak aktardığı,
“Malzeme ve ekipman üretimi Türki-ye'de gerçekleştirilene dek, Yenilenebilir
Enerji Kanunu'nda güneş enerjisiyle ilgili teşvik bulundurulmaması” ihtimali
üzerinde durarak şunları söyledi: ”Şu anda güneşle ilgili aldığımız duyumlar çerçevesinde
yeni kanun taslağında güneş enerjisinin hiç yer almayacağı belirtiliyor. Buna
gerekçe olarak da, şu anda solar türbinlerin ithalata dayalı olduğu, ne zaman
yerli üretim başlarsa o zaman izin verileceği tarzında birtakım duyumlar
alıyoruz. Bunun ülkemiz için bir kayıp olacağını ifade etmek gerekir. Şu anda
sadece solar türbinleri değil, diğer bütün türbinlerimiz de ithal ediliyor. Rüzgâr
türbinleri de, hidroelektrik santrallerimizde kullanılan türbinler de maalesef
ithalata dayalı. Ve hepimiz biliyoruz ki, Güney Kore ilk başlarda nükleer
santrallerde tamamen ithalatçıyken şu anda yüzde 98'ini üretebilir hale geldi.
Ve bu tamamen ithalatla başlayan sürecin daha sonra yerli üretime
dönüştürülmesiyle oldu.”
MEVCUT KANUNLA ANCAK BURAYA KADAR
Panelde konuşan EPDK
Elektrik Piyasası Yenilenebilir Enerji Grup Başkanı Hulusi Kara da, YEK Kanunu
Değişiklik Teklifi'nin Meclis'in tatile girmesinden önce yasalaşmasını
düzenleyici kurum olarak kendilerinin de çok istediğini ifade etti ve şöyle
konuştu: “Yasalaşmasını istiyoruz; çünkü rüzgâr, hidrolik ve diğer
yatırımcılarının birçoğu, finansman sıkıntısı nedeniyle bizden lisans almış
projelerini hayata geçiremiyor. 14 bin MW hidrolik santral lisansı verdik,
bugün itibariyle 2 bin MW'si işletmeye girebilmiş. 3 bin 553 MW rüzgâr lisansı
verdik, sadece 911 MW'si işletmeye girmiş. Demek ki, 5346 sayılı YEK Kanunu bu
noktaya kadar getirebildi. Bundan sonra daha ileri gidilebilmesi için yasa
değişikliğinin mutlaka geçmesi gerekiyor.”
YATIRIMCILAR RÜZGARI ARKASINA ALDI
Rüzgâr
enerjisi alanında 'teknoloji tedarikçisi' bir şirket kimliğiyle faaliyet
gösteren Vestas'ın Genel Müdürü Olcayto Yiğit ise konuşmasında geçen yıl
rüzgârda dünya genelinde 38 GW'lik bir yeni kapasite ilavesi olduğunu anımsattı.
Bir önceki sene bu artışın 28 GW düzeyinde olduğunu ifade eden Yiğit “Artık
rüzgar sektörü global krizi de çok fazla dikkate almadan, rüzgârı arkasına alarak
hızlı bir büyüme trendine girmiştir” dedi. Rüzgârda Türkiye'nin de son dönemde
önemli bir atılım yaptığını, 470 MW'lik bir ilave kurulumla yaklaşık 1 GW'lik
bir kapasiteye ulaştığını dile getiren Yiğit, “2023 yılında 20 GW'ye ulaşmak
çok güzel bir hedef. Ama bunun gerçekleşmesi için altının nasıl doldurulacağına
dikkatle bakmak lazım” diyerek şöyle sürdürdü: “Bizim en çok önem verdiğimiz şey,
piyasaların tahmin edilebilirliğidir. Şu an için Türkiye'de varolan
belirsizliği giderme amaçlı cesur adımlar atıldığını da görüyoruz, ancak bu
adımların da bir an önce sonuçlandırılması lazım. Öncelikle rüzgâr sektörü
açısından 1 Kasım başvurularının çözüme ulaştırılması lazım. Ve yatırımcının
önünü görebilmesi için bir an önce YEK Kanunu Değişiklik tasarısının çıkması
gerekiyor.”
LİKİDİTE DEĞİL ÖZ KAYNAK SORUNU VAR
Yenilenebilir proje
finansmanına yönelik çalışmalarından söz eden UniCredit Menkul Değerler Kurumsal
Finansman'ın yöneticilerinden Seçil Yıldız ise her zamankinden daha fazla yabancı
yatırımcı ilgisiyle karşı karşıya olduklarına dikkat çekti. Yıldız, enerji
projelerinin finansmanıyla ilgili bir likidite sorunu olmadığını, yerel ve
yabancı tüm bankaların bu alanı destekleme konusunda son derece istekli
olduğunu belirterek şunları aktardı: “Minimum enerji alım fiyatları ne kadar
yukarda olursa, alınabilecek borç oranını o kadar artırabileceği için, bu, hem
bizleri hem de yatırımcıları rahatlatan ve yatırımları artırabilecek bir teşvik
olacaktır. Bunun yanısıra alım garantileri Euro bazlı iken, yatırım tarafındaki
maliyetlerin dolar bazlı ortaya konması birtakım problemler yaratabiliyor. Dolayısıyla
buradaki kur farklılıklarının yasal anlamda giderilmesi konusunda hangi
adımların atılabileceğinin düşünülmesi gerekiyor.”