Karadeniz 10 milyar
varilden fazla üretilebilir petrol ve 3 trilyon metreküpü aşkın üretilebilir
doğalgaz potansiyeli ile Türkiye'yi şaha kaldırmaya hazırlanıyor. Karadeniz'in Türkiye'nin
40 yıllık ihtiyacını karşılayabilecek potansiyele sahip olduğuna dikkat çeken
Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü
Mehmet Uysal, “Aramalarımızın neticelerini 2013 -2014 yıllarına kadar
alabilirsek, arkasından bir 7-8 yılı da üretim projelerimizin hayata
geçirilmesi alacak. Bu doğrultuda 2021-2022'lerde ilk üretimlere başlayabilecek
gibi görünüyoruz” diyor. Uysal 2023 yılında Karadeniz'deki üretimi maksimuma
çıkararak, petrol ve doğalgaz ithalatına son vermeyi hedeflediklerinin altını
çiziyor.
ABD'nin 211 yıllık doğalgaz ihtiyacını garanti altına almasını
sağlayan ve küresel ölçekte yaygınlaşmaya başlayan “Şeyl Gaz” üretim metodunun
Türkiye'de uygulanması doğrultusunda Amerikan TransAtlantic firması ile
anlaştıklarını da belirten Uysal konuya ilişkin gelişmeler hakkında şu
bilgileri veriyor: “Şeyl, petrolün ana kayası ve petrolün ancak yüzde 10 kadarı
o ana kayadan atılarak rezervuarda birikiyor. Şimdiye kadar yapılan petrolcülük
de işte o yüzde 10'u almaya dayalıydı. Fakat yeni gelişen yöntemlerle ana
kayanın içinde kalmış yüzde 90'ı almak mümkün hale geldi. TransAtlantic firmasıyla
Güneydoğu ve Trakya'da dört kuyu açarak başlatacağımız şeyl gaz sondajları
sonucunda bu potansiyeli harekete geçirebilirsek ülkenin petrol ve doğal gaz
faturasına ciddi katkılarımız olacaktır.”
Türkiye'nin petrol ve doğalgaz rezervleri
hakkında bilgi vererek TPAO'nun son bir yıllık dönemde ulaştığı üretim rakamlarını
açıklar mısınız?
Türkiye'de şu anda yurt içinde kalan üretilebilir rezervi
yaklaşık 230 milyon varildir. Yurt dışında da bir o kadar üretilebilir
rezervimiz var, yani yaklaşık 500 milyon varile yakın üretilebilir rezerve
sahibiz. Bunların hepsi ispatlanmış rezervlerdir, arama çalışmaları sonunda
yeni ilave edilecek sahalara ait rezervler bunun içerisinde değildir. 230
milyon varillik yurt içi üretilebilir rezerv, Türkiye'nin bir yıllık ihtiyacına
denk düşüyor. O bakımdan çok ciddi şekilde rezerv arttırma çalışmaları
yürütmemiz gerekiyor. 2009 yılında üretim programımız 10 milyon varil olmasına rağmen
yaptığımız yeni keşiflerle ve Diyarbakır Beykan-Kurkan sahasının TPAO'ya devriyle
bu rakamı 12.4 milyon varile çıkarmayı başardık. Böyle bir kriz döneminde bir
kuruluşun üretimini yüzde 20 artırmış olması çok büyük bir başarıdır. 2009
yılında yurtiçi doğal gaz üretimimiz de 277 milyon metreküp olarak gerçekleşti.
2009 yılı günlük petrol üretimimiz 36 bin 238 varil, günlük doğal gaz
üretimimiz ise 885 bin 112 metreküptür.
Üretim ve tüketimin genel seyri ve
fiyatlar bakımından dünya petrol ve doğal gaz sektörünün genel görünümünü kısaca
değerlendirebilir misiniz?
2009 yılında ekonomik kriz nedeniyle enerji tüketiminde
ciddi azalmalar meydana geldi. Bu durum petrol ve doğalgaz fiyatları üzerindeki
baskıyı bir miktar kaldırdıysa da hala bu baskı devam ediyor. Onun için son
günlerde fiyatlar sürekli bir yükseliş trendinde. Önümüzdeki yıllarda, özellikle
krizin etkisi kalktıktan sonra dünyada petrole olan talebin artacağını ve
fiyatların yukarı doğru tırmanacağını tahmin etmek güç değil. Ancak fiyatlar
artık hiçbir zaman çılgın bir şekilde de artmayacaktır. Tabii Ortadoğu'da veya
Güney Amerika'da siyasi bir karışıklık veya bir savaş olmaması durumundan söz ediyorum.
Herşeyin normal şekilde devam ettiğini düşünürsek petrol fiyatları yavaş yavaş
artacak, ama hiçbir zaman 140-150 dolara da çıkmayacaktır.
ŞEYL GAZ İÇİN TRANSATLANTIC FİRMASI İLE ANLAŞTIK
Küresel
hidrokarbon keşifleri anlamında gelecekteki riski ortadan kaldıracak ümitli
gelişmelerden söz etmek mümkün mü?
Ben dünyada henüz petrolün tükendiğine veya
kısa vadede tükeneceğine inananlardan değilim. Henüz keşfedilmemiş pek çok saha
var ve bunlar petrol fiyatına bağlı olarak üretimleri ekonomik hale geldikçe
devreye girecektir. Ve dünyada gelenekselin dışındaki üretim metodlarıyla pek
çok yeni kaynağı devreye sokmak mümkün. Mesela ABD bu konuda en başarılı
örnekleri sergileyen bir ülke. Yaklaşık 211 yıllık doğal gaz ihtiyacını
konvansiyonel olmayan 'Şeyl Gaz' üretimi metoduyla temin edebileceğini ispatladı.
Önümüzdeki 300- 400 yılda dünyada herhangi bir hidrokarbon sorunu olacağını düşünmüyorum.
Şeyl Gaz, küresel ölçekte yaygınlaşmaya başlayan bir metod. Avrupa'daki son
uygulamasını Polonya'da görüyoruz. Ve biz de geçtiğimiz günlerde ABD menşeili
TransAtlantic firması ile Şeyl Gaz konusunda bir anlaşma yaptık. Güneydoğu ve
Trakya'daki iki ruhsatta bu çalışmaları yürüteceğiz. Türkiye'nin bu konudaki
ciddi potansiyelini harekete geçirirsek ülkenin petrol ve doğal gaz faturasına
ciddi katkılarımız olabilir. Bu çalışmalar kapsamında öncelikle dört kuyu
açacağız. Elde edilecek neticeye göre Şeyl'imiz (ana kayamız) nasıl verimlilik gösterecek,
öğrenebileceğiz.
GÜNLÜK PETROL ÜRETİMİ 25 BİNDEN 36 BİN VARİLE ÇIKTI
Türkiye'nin hidrokarbon potansiyelinin (geleneksel
metodlarla) keşfi ve üretimine yönelik son dönem çalışmaları ve elde edilen
ümit verici bulgular, keşifler hakkında neler söyleyebiliriz?
Biz 2002 yılında
yaklaşık bütçesi 50 milyon dolar olan, senede 15-20 kuyu açabilen bir kuruluş konumunda
idik. Aslına bakarsanız TPAO, 1954 yılında kurulduğu günden bu yana her yıl kâr
eden bir kuruluş olmuştur. Ancak kârımızı Hazine'ye temettü olarak öderiz ve
programımızı ve yatırım miktarımızı Hazine belirler. Biz Hazine'ye o kadar para
verdiğimiz halde, Hazine bize yatırımlarımız için limitli bir para geri
veriyordu. Ancak 2003'ten itibaren hükümetimiz bize bir şans tanıyarak
kazandığımız paranın neredeyse tamamını harcama izni verdi. Biz de bu şansı çok
iyi değerlendirdik. Katlanarak artan faaliyetlerimiz ve yatırımlarımız olumlu
sonuçlar verdi. Ve son üç-dört yıl özellikle arama keşifleri açısından TPAO
tarihinin en başarılı üç-dörtyılı oldu. Yılda kazılan kuyu sayısı 2005 yılında
40, 2007 yılında 74, 2009 yılında ise 78 adede çıktı. Yıllık sondaj metrajında
ise 2005 yılında 70 bin metreye, 2007 yılında 133 bin metreye, 2009 yılında 158
bin metreye ulaşıldı. 2000'li yılların başı ile 2009 yılındaki sondaj faaliyetleri
karşılaştırıldığında yaklaşık 4 katlık bir artış olduğunu görüyoruz. Bu dönemde
Diyarbakır'da Güney Kırtepe, Karacan, Beyazçeşme, Güney Sarık, Taşpınar, Handof
sahalarını, Batman'da Köseler, Güney Şelmo, Güzeldere sahalarını, Nusaybin
yakınlarında Yolaçan- C, Doğu Sınırtepe sahalarını keşfettik. Adıyaman'da Batı
Gökçe, Gölgeli, Şambayat, Elbeyi, Kuzey Akçeli, Dikmetaş, Doğu Başpınar, Doğu
Karakuş, Doğu Çemberlitaş gibi sahaları keşfettik. Bu keşifler sayesinde günlük
petrol üretimi 25 bin varillerden 36 bin varillere çıkmıştır. Bunlardan
Şambayat sahasını özellikle vurgulamak istiyorum. Şambayat sahası ileride
üretim tesislerimizi tamamladığımızda bize çok ciddi üretim katkısı yapabilecek
bir saha. Ancak zaman zaman basında gördüğümüz kimi sansasyonel haberler bizi
üzüyor. Mesela Suriye sınırı boyunca 25 tane kuyu açtık. Bunlardan 22 tanesi
petrollüydü. Her birinde ortalama 100 varil petrol üretiyoruz, demek ki
toplamda 2200 varil yapar. Ülkenin 600 bin varili bulan günlük petrol
tüketimiyle mukayese ettiğinizde 2200 varil çok küçük bir rakamdır. Ama bunun
basında yer alış şekline baktığımızda, “Güneydoğu Anadolu petrol denizi
üzerinde yüzüyor!” gibi bir sürü sansasyonel haberlerle karşılaşıyoruz. Bu çeşit
haberler karşısında halkımız, “Bu kadar çok petrol varsa, demek ki artık Türkiye
petrol ithal etmeyecek, petrol ucuzlayacak!” gibi bir düşünce içine giriyor.
Halkımızda böyle bir beklenti yaratmaya hiçbirimizin hakkı yok. Biz Güneydoğu
Anadolu'da, sınır boyunda 50 tane daha kuyu açsak, üretimimiz ne olacak; 5 bin
varile çıkacak. İhtiyacımızın yüzde 1'i bile değildir. Türkiye günde yaklaşık
600 bin varil, yılda ise 210 milyon varil petrol tüketir. Doğal gazdaki
tüketimimiz ise günlük ortalama 100 milyon metreküp, yılda ortalama 36 milyar
metreküptür. Biz TPAO olarak 1 milyon varil petrol üreten şirket kadar
çalışıyoruz, ancak bunun karşılığında tabiat bize bonkör davranmadığı için
ancak 40 bin varil üretebiliyoruz. Yurtiçi ve yurtdışı üretimimizle petrol tüketimimizin
yüzde 10'a yakın kısmını, doğal gaz tüketiminin ise yüzde 2'sini
karşılayabiliyoruz. Dolayısıyla ülke olarak petrol ve doğal gaz ithal etmeye
devam edeceğiz. O yüzden artık açtığımız kuyulardan petrol keşfi haberlerini basınla
paylaşmıyoruz. Sebebi de sadece bu sansasyonel haberlerin halkımız üzerinde
yarattığı aşırı beklenti ve onun neticesinde ortaya çıkan hayal kırıklığını
önlemektir. Bizim için çok başarılı ve kârlı olan 200-300 varillik keşiflerden kazandığımız
paraları Karadeniz gibi ilerde bize ciddi gelir getirecek olan alanlara yatırıyor
ve Hazine'ye yük olmadan çalışmaya devam ediyoruz. Ayrıca son yıllarda artan
faaliyetlerin neticesinde Trakya'da (Fidanlık, Alacaoğlu, Dikilitaş, Paşaköy,
Tulumba gibi) yeni gaz sahası keşiflerini de gerçekleştirdik. Akçakoca
açıklarında denizde yapılan arama çalışmaları sonucu Alaplı, B. Ayazlı, Gülüç
ve B. Eskikale kuyuları gazlı olarak bitirildi. Akçakoca'da doğal gaz üretimini
artıracak bir üretim platformunun yapımı Romanya'da devam ediyor. Platformu bu
yıl sonunda monte ederek, günlük 1 milyon metreküpü aşkın doğal gazı buradan BOTAŞ
boru hattına vermeyi planlıyoruz. Türkiye'nin 100 milyon metreküplük günlük
ihtiyacının yüzde 1'i demek olsa da bunun bir petrol şirketi için çok ciddi
gelir olduğunu unutmamak gerekir.
PETROL DEVLERİ KARADENİZ'İN POTANSİYELİNE İNANIYOR
Karadeniz'in derin suları altındaki olası hidrokarbon potansiyelinin
araştırılması ve keşfine yönelik PetroBras ve ExxonMobil ile yürüttüğünüz
çalışmalarda gelinen son nokta nedir?
Karadeniz Türkiye'nin kaderine hükmeden denizdir.
“Karadeniz'den 2023 yılında Türkiye'nin petrol ve doğal gaz ihtiyacını
karşılayacağız” dediğimizde pek fazla inanan olmamıştı. PetroBras gelip 400
milyon dolarlık yatırım taahhüdüne girince kafalarda bir soru işareti belirdi,
“Acaba mı?” diye. Arkasından da ExxonMobil gelip, o da 500 milyon dolarlık bir
taahhüdün altına girince insanlar, “Burada bir şey olmasaydı bu şirketler
gelmezdi. Demek ki burada bir şey varmış!” gibi bir olumlu yaklaşımın içine
girdiler. Tabii biz bunu sondajlarla ispatlamak durumundayız. Ve şimdi bir
başka büyük Amerikan petrol şirketi daha Karadeniz'de bizimle anlaşmak için
görüşmelere başladı. Ayrıca Petrobras'ın yüzde 50 hissesine ExxonMobil şirketi
ortak oldu. Böylece bizim oradaki ortaklık yapımız da yüzde 50 TPAO, yüzde 25
Petrobras, yüzde 25 ExxonMobil şekline dönüştü. Bu gelişme ExxonMobil'in
Karadeniz'e verdiği önemi göstermesi açısından son derece önemlidir.
Karadeniz'deki potansiyel çok uzun zamandır biliniyor. Ancak su derinliği 2 bin
metreyi aşmaktadır; bu derinliklerde çalışmak, sondaj ve üretim yapmak ancak son
dört-beş yıldır gelişen teknolojilerle mümkün hale geldi. Öyle olunca TPAO'nun stratejisi
de değişmiş oldu. 2003 yılından itibaren Karadeniz'i bir dantel gibi işlemeye
başladık. Çalışmalarımız sonucunda Petrobras2006 yılında TPAO'nun ortaklık
teklifini kabul etti. Arama dönemindeki bütün yatırımlar Petrobras tarafından
yapılacak, belirli bir miktar sismik atılacak, iki tane kuyu kazılacak, üretim döneminde
de taraflar yüzde 50- yüzde 50 oranında harcamalara katılacak. Petrobras şirketi
Karadeniz'de derin deniz sondajlarını yapmak üzere Ocean Rig firmasının Leiv
Eiriksson platformu ile üç yıllık bir anlaşma yaptı. Anlaşmanın iki yıl da
uzatılma şansı var. Çok kapasiteli bir platform olan Leiv Eiriksson Şubat ayı
içerisinde Sinop'un 140 km. kuzeyinde delme işlemlerine başladı. Şu anda
yaklaşık 3 bin metrelerdeyiz. Bundan sonra yaklaşık 2500- 3000 metre daha
sondaj yapacağız ve onun neticesinde ilk defa Karadeniz'de böylesi bir
derinlikte bir hedefe ulaşıp ne var ne yok görmüş olacağız. Ve ona göre de
gelecekteki çalışmalarımızı şekillendireceğiz. Petrobras ile Leiv Eiriksson
platformunun ortak kullanımı doğrultusunda da bir anlaşma yaptık. Sinop 1
kuyusunu deldikten sonra Leiv Eiriksson platformunu götürüp Zonguldak Yassıhöyük
lokasyonunda kullanacağız. Büyük bir ihtimalle Temmuz ayı sonunda kuleyi Yassıhöyük
lokasyonuna götürüp yüzde 100 TPAO'nun olan bir ruhsatta ilk defa kendi
sondajımızda kullanacağız... Petrobras ile imzaladığımız anlaşmadan sonra
ExxonMobil de devreye girdi ve onlarla da çok kısa bir sürede Samsun ve
Kastamonu bloklarına yönelik anlaşma imzaladık. 2008 yılında imzalanan bu
anlaşmanın şartları da Petrobras ile yaptığımız anlaşmaya benziyor. Bu
işbirliği çerçevesinde Samsun blokunda iki ve üç boyutlu sismik veri toplandı
ve halen değerlendirme çalışmaları sürdürülüyor. Bu arada ExxonMobil Karadeniz
için bir gemi yaptırıyor ve çok ciddi biçimde Karadeniz'deki yatırımlarını
sürdürüyor.